28 Aralık 2010 Salı

eskiden işte ama baya eskilerden bahsediyorum ben birine aşıktım ama o çok kendi havasında ulaşılmazdı. çocukluk işte platonik bi şekilde severdim kendisini. şimdi yazdığı bir şeyi gördüm. şok oldum. meğer içinde duygu varmış az da olsa. keşke o zamanlar beni sadece öpüşmek için kullanmasaydı.
m.z

bellis perennis (koyungözü)



sana papatya topladım. ne zaman takdim edeyim? ama aslında papatya değil, koyun gözü. olsun kuzum, herkes papatya sanıyor. (Bkz.: Bellis perennis). burada papatya yetişmiyor, bu mevsimde bir de. olsun sen de öyleymiş gibi yap. içinde genç buğday yaprakları da var. gelincik de koyayım mı içine? gülden daha asil bence. ama güzel kokmuyor. olsun. kırmızı gülün iğrenç sıradanlığından çok da iyidir. Chrysanthemum leucanthemum bulmak için biraz geç kaldım. hem onlar sade daha güzel. belki kenarları domates fideleri ile süslenebilir. denerim.
m.z

bugün daha iyi



özgürce yazamıyoruz arkadaş bu nasıl iştir?

Epeydir bu sayfalarda biriken cümle kalabalığının farkındayım. En başında belirttiğim hizmet akdine uymadığını her seferinde görüyordum aslında. Formatın dışına çıkmak bir gün beni deli edecekti, biliyordum. Ve o gün geldi çattı. Radikal kararlar alaraktan bu gerzekliğe bir son vermenin zamanı geldi. Bence.

Özel hayatın gizliliği ilkesi en mühim olanıydı. Ve kimseyi enterese etmeyen olanıydı. Ama boku çıktı. Farkındayım. Alkol aldığımda ne kadar duygusal olduğumu birçok defa görünce artık anladım. Dozaj arttıkça düzeyin de aynı paralelde arttığını fark ettim. Üzerine sabahla karışık uykuya dalınca rüyama giren sersem sayısındaki artış da dikkatimi çekmekte. sıkıldım.

Yazı sırasında ablamın power türk dinlemesi de büyük bir sorun. Çünkü her seferinde hande yener kendi sesinden çıkıp “ben hande yener, şimdi power türk’te ‘sopa’yı dinliyorsunuz.” diyor. Ve sinir katsayım "k" kareye çıkıyor. Buna müteakip zihnim, motor nöronlara kontrolsüz komutlar veriyor, üst ve orta ekstremitelerim sağa sola darbe atıyor (bu cümle öyle bi cümle ki bir kaç sayfalık biyoloji araştırmasının ürünü. kendisinin önünde saygıyla eğiliyorum) Bunların bütün hepsine bir son vermek gerekiyor.

...

biz ne zaman içsek, iç değilizdir aslında.

4-5 günde bir kadim dostlarla buluşmalar mütemadiyen yeryüzünün aptal gerçeklerinden uzaktır. Akreple yelkovan kaç kez öpüşür günde, kimsenin umrunda olmaz. Her örnek sadece kendi evrenine genellenir; bu istatistik biliminin temel prensibidir. Ama bu prensip beyhude bir model olur. Bu kadar ayrı dünyalar nasıl da tek bir evrende toplanır ilginçtir. Aynı lügat, aynı şakalar...ve aynı muhabbetler. ama hep daha güzel.

...

Dikkatimi çeken bir dizi örnekle meşgulüm. bireysel ikbalimizi kurtarmak için yalan diye bir olgu icat etmişiz. Evrimi bu olaya alet etmişiz... Geçen bilim etiği kitabından öğrendim ki, insan metabolizması aslında 250 yıllık ömre sahip. Ve bu günde değil haftada 3 öğün yemekle programlanmış bir mekanizma. Doğru yaşayarak, hep genç kalarak -bu bağlamda, telomer/telomeraz sorunsalına bir çözüm bulduğumuz vakit- 250 yıl yaşayabiliriz. Ölüm sebebimiz ise gayet basit. Oksitlenme! Türkçesini izah edeyim, epeydir üzerine yüklendiğim genetik sonlanma problemini çözsek dahi insan ömrü 250 yıl. Tüm hayallerim yıkılmadı, halen ölümsüzlüğe kanaat getiriyorum ama tabi aynı zamanda oksitlenmenin de önüne bir engel icat etmeliyiz. Bu, geri kalan ömrümde yapılabilir mi? Bilmiyorum. Ama ömür 250 yıla çıksa şundan eminim tüm anlayış, izan ve tümden kültürel faaliyetler değişecektir. Demek ki neymiş, yaptıklarımla ölümsüz olmak istemiyorum, ölümsüz olarak ölümsüz olmak istiyorum.

m.z

25 Aralık 2010 Cumartesi

yazık



her zamanki ezikliğinle senle ilgili bir yazı yazmamı istemiştin. böyle olmasını planlamıodum ama sen kaşındın. bunu çok içten söylüyorum hayatımdaki en en en en büyük pişmanlıksın. neden başladım onu da bilmiyorum ama ben sana yaklaşık 100 beden büyük geliyorum. bunu kendim süper olduğum için söylemiyorum sen eksi katlarda süründüğün için benim normal hallerim bile senin için fazla.
bu kadar rahat durup da bu kadar iftiraya uğradığım bi ilişki hatırlamıorum ben. bir buçuk ay içinde yaptığın saçmalıklar, 5 yaşında çocuk gibi kafandan oyunlar çevirmeler, kendi kendine çıkarımlarda bulunup bunları kanıtlamak adına yaptığın iğrenç davranışlar ve daha aklıma gelmeyen milyonlarca ezikliğin senden nefret etmeme neden oldu. bugün kafanı ve kollarını bedeninden ayırıp küçük parçalara bölmek istedim. hayatımda senin kadar mal bi insan görmedim. üstelik bir çok mal görmeme rağmen. seninki farklı bir şey artık. bak bundan sonrası için bi tavsiye olarak al bunları ve sakın karşına çıkıcak kızı her gün her saat arama ya da mesaj atma. saçma sapan paranoyalara girip şüpheli hareketlerde bulunduğunu söyleme. sürekli her şeyin ne kadar güzel olduğundan ve evlilik hayallerinden bahsetme. artık biraz yaşında davranmayı öğren. insanlara gidip de ilişkin hakkında özel şeyleri anlatma. ailenle ilgili yalanalar uydurma ya da gerçekleri 1000 kat abartma. kendini acındırma. ateşin çıktı diye ezik ezik ilgi bekleme..vb
hayatım boyunca kimse hakkında böyle şeyler söylemedim ama beni çileden çıkardın bugün. bi de yüzsüz bi şekilde kalkıp da gelmene inanamıyorum nasıl bi beyinsizsin de başka bi çocukla takılırken seni çağırabileceğimi düşünebildin merak ediyorum. keşke kafanda kullanabileceğin bi şeyler olsaydı da bunların hiç biri olmasaydı. ama napabiliriz ki senin gibi aptallar olmasa zeki olanların kıymeti bilinmez. bi de hani mesaj attın ya senden nefret ediyorum diye. AHAHAHHAH!!! sanki çok da umrumda. hatta bugün gerçekten benden nefret etmeni istedim. özür dilediğin sırada özellikle. bizim sürekli dalga geçtiğimiz bir takım insanlar var. beyinsiz birer göt olmaları nedeniyle sürekli dalga geçtiklerimiz... artık onlardan birisin. neyse hayatım boyunca hatırlayıp gülmem için bana bu kadar malzeme vermen iyi oldu. sevdiğin bi insandan nasıl nefret edersin bunu da öğrendim. resmen kendinden nefret ettirdin. bunu okuduktan sonra sahile gidip iç ve arkadaşlarından bana mesaj at! o da ayrı bir olay zaten. arkdaşın bana mesaj atıp kafanın bi dünya olduğunu söylüo ama bi saat sonra senle gayet normal bi telefon konuşması yapıyorum. puhahhaha!! saf gibi mi duruyorum senin baktığın yerden. sen çok geriden geliosun. dediğim gibi bir daha mümkünse -ki bence beni takip etmezsen gayet de mümkün olan bir şey- yüzünü görmek istemiyorum. sesini duymak istemiyorum. biliosun ki ufak bi sorun var halledilmesi gereken onu halledelim ve yurtdışına mı taşınıosun artık başka yerlere mi gidiosun napıosan onu yap ama benden uzak dur. al sana yazı.
m.z

24 Aralık 2010 Cuma

yazmak için hiç de uygun bir zaman değil aslında. çok gerginim. çok korkuyorum. birinin beni alıp dünyanın öbür ucuna göndermesini hiç tanımadığım insanların arasına koymasını istiyorum. bunun kötü olmadığı bir yerler mesela. yoruluyorum.
m.z

20 Aralık 2010 Pazartesi

hey you



Bir çok insan bulunduğu ortamlarda kafa dengi insan bulamamaktan, çok az arkadaşı olmasından yakınıyormuş, bunu gördüm. Halbuki kafa dengin insan bulamazsın zaten, sen onun dengi olmaya çalışırsın , o senin... Böyle buluşursunuz bi yerde. Bazen mesafe çok olunca kapanmaz tabi, o zaman da eyvallah demenin vakti geldi demektir dostlar.
Hayat çok ciddi bir şey değil, eğlenin dicem... Küfretcek bazıları. İyi si mi ben önce eğlendiriyim sizi birazdan üzük bi ruhhaliyle birşeyler paylaşırım sizinle. Ya da sadece seninle paylaşırım, sayın sanal alanım. vazgeçtim ben yatıyorum.
m.z

unlike butonu sipariş ettim iki güne gelir




bazı şeyleri yapmam gerek yani kararlar aldım ama yapmaya korkuyorum. bu zavallılıkta yeni bir alt sınıra ulaştım demek oluyor. hayatımdaki insanları guruplandırdım ve iki liste çıktı. çoğu listeye bile giremedi zaten ama girenleri de ikiye ayırdım. A listesi ve B listesi. A listesindeki bir insana B listesindeki bir insandan nasıl bahsedersin ki? onlar ayrılar. tek ortak nokta bir şekilde benle tanışmış olmaları. büyük hata. telafisi var tabi ki ama zor bir süreç sanırım. neyse kararlar aldım ve uygulamayı düşünüyorum. belki yarın sabah uyandığımda o kadar da korkunç görünmezler.
m.z

13 Aralık 2010 Pazartesi

luvidie




aşk bir korsedir. giyince güzel güzel toparlar seni beğenirsin mutlu olursun. sürekli giyersen sıkmaya başlar. verdiği rahatsızlık o kadar fazla olmaya başlar ki atıp kurtulmak istersin. eğer izin verilmezse çıkarmana hiç üzülme sen, zaten kendisi umulmadık bir anda atıverir çıtçıtlarından veya çözülür iplikleri. neler olup bittiğini anlamadan vücudun rahatlar eski haline dönüverir. çıkmışsındır aşktan.
her zaman mı? buna cevabı ben vermiyorum. kendinize sorun bakalım. ama benim sorduktan sonra verdiğim cevabı merak ederseniz.. hayır her zaman böyle olmaz. her gün yeni şeyler öğreniyor insan. bunu kutlamak lazım.
m.z

12 Aralık 2010 Pazar

paranoyak olmam takip edilmediğim anlamına gelmez



yeni uyandım. gece 12de uyandım çünkü erken yatmıştım ve uyandırıldım. evde herkes uyurken uyanınca ya da uyandığımda kimseyi göremeyince kendimi kötü hissediyorum. yalnız yaşamak istediğini söyleyen birine göre pek de mantıklı değil sanırım.
demek how i met your mother barı..:D bunu söyleyen çocuk bana artık o kadar da iyi davranmıyor. ama bu durumdan pek de bi şikayetim yok. yani çıkıp ayrıldığım kimse bugüne kadar iyi davranmadı bana. hani belkiii çok zorlarsak o kadar insan içinden bi iki istisna olabilir. neyse canımı sıkmak için bundan çok daha fazlası gerekir. neden yazmadım uzun zamandır? neden şimdi yazmaya karar verdim? ben soruları cevaplamada uzman kişi değilim. ama g.a o kadar yazmış ben hiç yazmamışım olmadı şimdi. onu yalnız bırakamam...
bugün yine gariptim. nasıl davranmam gerektiğini gayet iyi biliyorum ama yapamıyorum! bu aynı sözcüklerin ağzımızdan çıkamaması gibi bir şey. söylenmesi gerekenler hazır ama çıkmıo işte ses tellerimi almışlar gibi. sarılmak yerine itmem de aynı buna benziyor. yapamıyorum. insanlara iyi davranamıyorum. bana da iyi davranılmasını sevmiyorum, kimse de öyle bi modda değil zaten. değişik gelio iyi davranışlar garip işte yolda yeşil bir adamın yürümesini görmek ne kadar garipse o kadar garip. iyilikler görünce hemen "bitsin" diyorum yoksa sevgimi nasıl saklarım ki? kötülükler olursa arkasında kalır kimse tarafından sorgulanmaz ama her şey güzel olursa saklayamam işte. ben biriyle yaşayamam. imkansız olur bu. gündüz "ne uğraşıcam senle" gece "gitme" olurdu. başlarda bambaşka bir dünya yaratıyorum içine sadece iki kişi alabilen. sonra o dünyayı sıradan bir yer haline getiriyorum çaktırmadan. üç kişi.. dört kişi.. hatta bir çok kişi alabilio. aslında almaması gerekir. aslında gündüz ve gecenin aynı olması ve benim de delirmemem gerekir.
not: uyandıran insan -o kendisini biliyo- yazılanları üstüne alma!
m.z

11 Aralık 2010 Cumartesi

Patron :)


sheriff'in ilk açıldığı zamanı hatırlıyor musun m.z?
sen ben e.o h.g giderdik hep birlikte.
h.g hep how i met your mother barı derdi oraya :)
ilk açıldığı zaman bayılmıştım, hala seviyorum.
ama artık gitmiyoruz.
aklıma geldi gece gece, sanırım orda hiç kötü anım yok :)
geçen yılın sürekli birlikte olduğumuz kısmını özledim.
hatta o kadar çok özledim ki ancak o kadar olur.

g.a

Holly g.a


gözleri benimkine benzeyen biri olacak hep yanımda.
:)
g.a

Kızıl Saclarım Olacak


aşkı yazıyodum, çünkü o tutuyodu. ne kadar fake olursa olsun hikayeler için gercek insanlara ihtiyacım var. sürekli kendimi anlatıyorum ama anlatmakla bitmiyor bi türlü.(megolamanlık)en güzel isim gözde.
nick cave- o'children dinleyin. gözde bunu beğendi.
janet fich-siyaha boya okuyun. gözde bunu beğendi. üslubunu ve melankolisini taklit etmeye çalıştım çalışıyorum ama olmuyor.
bazen ne düşünüyorum biliyor musunuz?
ben bilmiyorum
bebe gibi.
g.a

6 Aralık 2010 Pazartesi

gereksiz

Saç düzleştiriciyle yanağımı yaktım canım acıyor.
Boynumda küçük izler var canımı acıtıyor.
Bazen bişeyler hatırlıyorum, ama gerçek olup olmadığından emin olamıyorum.Kendi kurduğum düşündüğüm şeyler mi, gördüğüm rüyalar mı, yoksa gerçekten yaşanan şeyler mi bilemiyorum.
Yanımda biri varken gözlerimi kapadığımda aynı kişiyi görüyorum, yanımda başka biri varken gözlerimi kapadığımda yine o gördüğüm kişiyi görüyorum.
Bazen o kadar belli ki, bu kadar belli olması canımı sıkıyor.
Bi kendimi düşünüyorum, bi başkalarını düşünüyorum.Sürekli oturduğum yatağımı, telefon konuşmalarımı, ince parmakları, zamanın ne çabuk geçtiğini, insanların ne kadar çabuk değiştiğini, teknolojinin ilerlemesini, önemsiz dediğim şeylerin ne kadar önemli olduğunu, bi şarkıyı beşyüzkez dinlemenin verdiği dayanılmaz hazzı,durmak bilmez enerjisini, son sarılmaları.
İçimdeki o üşümeyi ve en çok tanıdığıma emin olduğum birini her seferinde yeniden tanımamı düşünüyorum.
Sürekli düşünüyorum, boynuma gidiyor elim...
canım acıyor.

g.a

5 Aralık 2010 Pazar

2 Aralık 2010 Perşembe

...


:)
g.a

özetle bir gün




- hayatımda var olan sesleri gözden geçirdim:
yağmur yağarken çıkan ses, işerken çıkan ses, bulaşık köpüğü sesi.
hayatımın özeti bu sesler.
- tanrım bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirme gücü, değiştiremeyeceklerimi kabullenme gücü ve bu ikisi arasındaki farkı anlayabilme gücü ver
- günler bazen çok "bazen" geçiyor. sıkılıyorum
- herkes birbirinin arkasından konuşuyor. bu çok canımı sıkıyor. sinirlenip etrafı yumrukluyorum. elim acıyor.
m.z

yok yere




ortalardayım...
ortalar güzel.
geçen bi şarkı dinledim. hani bazı şarkılarda olur ya
Göğsün aşağılarında, midenin yukarısına bir şey oturur. Arkadaş çevresinde bu şey ''öküz'' olarak da tanımlanabilir.
Ama kendi başımızayken çok başka tariflere sokarız o hissi.
Göğsün aşağısını, midenin yukarısını yakan şey. Şarkı başladığı sırada oradadır, şarkı devam ederken de.. Önce tatlı bir yanma olur, sonra sanki kasıklarınıza geçip, bacaklarınıza doğru yol alır.

Artık tüyleriniz diken diken olmuştur ve az sonra elleriniz istemsizce titremeye başlayacaktır. Tam o an boğazınız düğümlenir. Ve hafif kızarmış gözlerinizden ellerinize bir damla düşer.
Ve artık o his geçmiştir. Başka şarkıda tekrar gelecektir.

Tabi her zaman bu tanıma uymaz bu his. Değişkendir, herkes gibi asi ruhludur biraz. Kalıplara sığmaz.

Mesela bazen şarkının giriş melodisini duyar duymaz ağlamaya başlarsınız. Ağlarsınız, ağlarsınız, ağlarsınız.. O his siz ağladıkça sürer. Ya müzik sustuğunda ya da ağlamayı kestiğinizde son bulur.
Üzerine derin bir nefes çekersiniz. Hissedersiniz aslında gitmemiş, nefesinizle ortalarda bir yerlerde sıkışıp, kalmıştır.

Ama nefes verdiğiniz vakit artık bitmiştir.
şarkı beyninizde yankılanmaya son verir.
ağlamanız biter.
nefesiniz yiter.
ve o his gider.
gitti.
m.z

20 Kasım 2010 Cumartesi

Bütün Şeyler Ayrı Yazılır


2 günüm kaldı 2 günüm de yolda geçicek.
son günlerde bilgisayarı açtığımda yaptığım tek şey youtube search'e a lot like love soundtrack yazmak.. Hem o öldürücü güzellikte şarkıları dinleyerek hem de anlatılmıycak derecede acı veren film karelerini izleyerek kendime işgence yapıyorum.
Durdurak bilmiyorum, bitiyo, sonra bi başkasını açıyorum.
Seni çok özledim, umarım döndüğümde anlatıcağını söylediğin kötü şeyler sadece dönüşümü hızlandırmak içi söylediğin birer yalandır.
Son olarak
" oh sweet mama please just send me a man "
ingilizce bilmediğim için ne demek istediğini anlamadım ancak güzel bir söz gibi geldi.

g.a

7 Kasım 2010 Pazar

tenya



dün yeniden kocaman tişört, kafama kadar çekilden çorap, mcdonaldsdan sipariş edilen 5jumbo boy patates ve ağlamalı film ayrılmazlarını bir araya getirmiştim kiiii bugün bi şey oldu. bugün bi şey oldu ve ben bunların hepsini tekrar dolapların ve rafların en derinlerine ittim. bugün benim karnımda kelebekler uçuşuyor. aslında bu kibar bi söyleyiş bende gerşekleşen tam olarak kertenkelelerin tenyaların boğazımdan dışarı çıkmak istemesi gibi mide bulandırıcı bi duygu. karnımda kelebekler falan uçuşmuyor yani. ama yine de heycanlı bi duygu işte. uzun zamandır kimsenin elimi tutmasından bu kadar hoşlanmamıştım. kimsenin kolunu çürütmeye casaret edememiştim(gül bahçesi) ve yine çok uzun zamandır bu kadar gülmemiştim. çünkü böyle bi durumu hiç düşünmemiştim. biliyorum ki işler bi şekilde ters gidicek ve ben ya üzücem ya da üzülücem. ama olsun ben bugün çoook uzun zaman sonra mutlu olan insanım. karnımda tenyalar dolaşıyor! sözlerim yetmiyo diil de artık kullanmıyor gibiyim. yapacak çok şey var ama sadece izliyorum. artık kimseye muhtaç değilim ne de olsa herkes nasıl iyileştiyse ben de öyle iyileşiyorum. bunun için çok denemem gerekti belki ama oldu işte. kimse kimseye muhtaç değil. hele biz birbirimize. HİÇ!
m.z

6 Kasım 2010 Cumartesi

2 Kasım 2010 Salı

sadece hep edattır




En nefret ettiğim ay artık .. Gün boyu uyumak, kendimi hayattan soyutlamak istediğim tek tarih..
Gelmesin, olmasın, vurmasın!
Kalbimi yokladım bugün, hala ordasın
Git artık.
m.z

30 Ekim 2010 Cumartesi

Çıtır Kızlar Nereyee Nereye de Giderleeeer?


KENDİMLE ilgili söylemem gereken bazı şeyler var...
-En sevdiğim şeylerden bile sıkılan bir yapım var.Sorsanız "şunu seviyor musun" diye "ohooo hem de nasıl cok severim" falan derim, o zaman "hadi gel şöyle böyle yapalım" deseniz, "tamam" derim belki hevesle, ama daha yarısına gelmeden kalkar giderim.Ama sevmiyor muyum? çok seviyorum o ayrı.
-Her zaman aynı mekanda bulunmak beni yoruyor, bi yerde hiç kalkmadan uzun süre oturamam.Kalkıp, dolanmam gerek.Siz ve arkadaşlarınızla olduğum bi ortamdaysam bana dikkat edin, çeşitli bahaneler uydurup yerimde durmadığımı fark ediceksiniz.Aa ben bi su alıyım, tuvalete gitmem gerek, montumun cebinde telefonum kalmış, ay galiba şu içerdeki dolaptan babannemlerde de var, kapı mı çaldı ben gidip bakarım kimmiş o, banyonun ışığı açık mı kalmış ne ben kapatıyım bi onu...Buna benzer bir çok bahane.
-Bazen beynimden aynı anda o kadar çok şey geçiyor ki, kimseyi duymuyorum hepsini yakalamaya çalışmaktan.Bu beni çok fazla yoruyor,uyurken bile düşünmeyi bırakmıyorum, nolursa olsun durmak bilmiyor beynim.Bişey söylediğinizde koyun gibi yüzünüze bakıyorsam muhtemelen sizi duymamışım ya da dinleyememişim demektir.Ama vallahi isteyerek olmuyor, elimde olan bişey değil, kötü bir niyetim yok aslında her söylediğinizi duymak istiyorum.
Bİ DE...
-Doğuştan gelen bi hiperaktivitem var, genlerden olduğunu biliyorum babam sağolsun.Ama eğer onu tanısanız bana şükrederdiniz.O yavrum geldi 50 yaşına hala yerinde duramıyor, hem de benden çok daha aktif.İyidir ama çok yoruluyo biliyorum.
-Bunu bilen çok nadirdir burda paylaşıcam ama.Sanırım 3-4 yaşlarımdayken, ibrahim tatlıses'in nankör kedi isimli şarkısını söyleyip, masanın üstünde dans ediyormuşum.Ben hatırlayamıyorum ama yaptığıma eminim.
Hatta 6 yaşındayken "şu fıratın suyu akar derindir ooyy.." şeklinde olan güzide türkümüzü de söylediğim bir kayıt var hala elimizde.Ama napıyım çok hüzünlü bir türküydü, içleriniyordum onu söylerken..
-İlk okuduğum şiir sekiz yaşındayken Orhan veli'nin "bir garip orhan veli" şiiriydi, portmantonun yanına oturup türkü şeklinde söylediğimi hatırlıyorum.Evet çocukken çok duygusal bi çocuk olduğumu ben de düşünmüyor değilim..
VEE...
-Alkol aldığımda çok tehlikeli olabiliyorum dikkatli olun, uyarıyorum.
-Biri bana bağırdığı veya kızarak konuştuğu zaman ağlamaya başlıyorum.Ama öcümü de çok fena alırım haberiniz olsun.
-Dünya üzerindeki en çok yemek seçen insan olmaya adayım.Tuz bağımlısıyım,limona bayılırım, her hafta midye yemessem içim acır.Wafflesız bi dünya düşünemiyorum bile.Dana jambon bebeğimsin.
-Gamzeli erkeklere tapıyorum, bize allahın bir lütfu onlar, bunda şüphem yok.
-Hala boyumun uzayabileceğine inanıyorum.Evet bu en büyük itiraf.
SON olarak...
Ne kadar anlatsam da kendimi bitmez, öyle bi aklıma geldi, hadi dedim yazıyım, yine birbirine karıştı hepsi ama diyorum size çok fazla şey düşünüyorum bir arada zeka meselesi :)

g.a

29 Ekim 2010 Cuma

ömrümü çalmadan bitsen



hani şu ben kendimle barışığım muhabbeti var ya şiddetle kınıyorum bu lafı. ben değilim arkadaş. evet ben sevişmeden önce ışığı kapatırım. gündüzse panjurları indiririm. bi utandığım için yaparım bunu bi de öyle alıştığım için. eski odam(hangisi olduğu malum) hep karanlıktı ben de alıştım karanlığa sanki yatak kısmına geçmeden önce ışıkların kapanması bi karanlığın oluşması şartmış gibi gelio bana. ama gel gör ki bütün evlerde panjur olmazmış. ben bunu acı yoldan öğrendim. nasıl olsa karanlık olur diye pek de hazır gitmediğim bir exboyfriend'de baktım ki hiç de karanlık olmuomuş. neyse ben de artık öğrendim ya tamam içim rahat.
ya neden olmuyor yaa sinirleniyorum artık. ilgileneni istemiyorum ilgilenmeyene sayıp sövüyorum. sevse olmuyo sevmese olmuyo. hepsi bi mal gelio gözüme. sorun nerde bulamadım. bi türlü ne istiyorum bulamadım. doğrusu kim bulamadım. isyan ediyorum artık bırakıyorum aramayı yahu!
bugün kafası karışık neslimizin kafasının neden karışık olduğunu farkettim. şu çocukken söylediğimiz masum şarkıların içindeki erotiklik nedir öyle??
mesela bir kaç örnekle bu durumu incelersek:
birgün birgün bir çocuk eve de gelmiş kimse yok. açmış bakmış dolabı...yemiş yemiş bitirmiş...yaptığından uuutanmıııış!
ya da;
kutu kutu pense... yense arkadaşım X arkasını dönse!
ya da;
mini mini bir kuş donmuştu...konmuştu aldım onu içeriye cikcikcikcik ötsün diye...canlandı ellerim bak boş kaldıııı!
ne güzel de demişler:
"içimi yormadan gitsen ömrümü çalmadan bitsen" ahahha!! vay bee yine nasıl da oldu böyle anlamadım ki yine.
m.z

26 Ekim 2010 Salı

Briget Jones'un Türkiye Şubesiyim


Çirkin sevgiliyle çirkin resimler beni hiç üzmez, hem de hiiiiiiic... kızmadım ki.
Bir dakika bekleyin ve etrafınızı inceleyin.Üzerinde bulunduğunuz dünya dönüyor.
Hiç bunun dışında kaldığınızı hissettiniz mi? Ben hissettim ve şuan da öyle hissediyorum.
"Ne içindeyim zamanın, ne de büsbütün dışında." derdim hatta, ama benden önce Ahmet Hamdi Tanpınar da böyle hissetmiş olacak ki yıllar önce demiş.
Eski mimari yapılar hoşuma gidiyor, kimin gitmez ki? Bi de heykeller var onlar da fena, tam resim çekmelik.
Model olmak çok sıkıcı oluyormuş bi süreden sonra, bana şöyle dur, böyle dur denmesinden hiç hoşlanmıyorum.Ama açıkcası yapamamaktan korkuyorum.
Kendimi bildim bileli, kendimi dizginliyorum, aptal görünme fobim var.
Sanırım boğazım biraz daha ağrıyabilseydi, "scrubs" setine gidip sevgili J.D. lütfen beni iyileştir deyip, çırılçıplak sedyeye yatma iznini kendime verirdim.
Ve evet pucca'dan bir alıntı yapıyorum
"Hiç mi sevmiyorsun allahım beni hiç mi? Nasıl gösteriyorsun böyle bir şeyi bana?"
Bunda sonuna kadar da ciddiyim.
Hem bu kadar hasta olup hem de böyle görüntüler görmemeliyim.En azından bir tanesi eksik olmalıydı.
Ablama dün akşam "Beni ajansa yazdırsana." dedim "gerçi beni alırlar mı bilmiyorum."
Cevap "Alırlar tabi dizilerde çirkinlere de ihtiyaç var."
Ne demek istediğini anlamak istemedim.
Dünya üzerinde en çok kızkandığım şey, uzun boylu, uzun bacaklı sürtükler.
"Bodur tavuk herzaman piliçtir." de bu zamana kadar duyduğum en büyük yalan.
Ama "Sarışının adı, esmerin tadı." diyorlar ya he bak ona inanırım.
Bir arkadaşım bana, "Alkolden çok etkileniyorsun, tamam biz anlayışlıyız yanındayız ama, ilerde çok başın ağrır." dedi.
Evet dünya üzerinde alkolden etkilenen birtek benim, ne sen ne de senin bir arkadaşın etkilenmiyor.Ve size sahip olduğum için çok şanslıyım, sizi haketmiyorum, demek geçti içimden.Daha da diyceklerim olurdu da neyse.Kimseye kızgın değilim ha, yanlış anlaşılmasın.Bazen söylenenlerin nereye gideceği bilinmiyor olabilir.Ben aptal ağzımla daha neler söylüyorum..
Şu aralar...
Şu ARALAR...
ŞU aralar...
Şu aralar ne diyceğimi bilemez haldeyim, ne yapmak istesem yapmak istemiyorum, bugün gidip kırmızıdan çay almak istedim mesela ama sonra istemedim, vazgeçtim.
Bir keresinde arkadaşımın dogum gununde teknede, teknenin kaptanı bana "Ne güzel gözlerin var senin,brigitte bardot'a ne kadar benziyorsun sen, kim olduğunu biliyor musun?" demişti.
"Hayır" dedim.
"Annene babana sor onlar bilir eski artiz, sen cok benziyorsun ona."
Buna çok sevindim, güzel birilerine benzetilmek hoşuma gider, kim olduğunu bilmiyorDum o sırada ama eski bi artiz olduğuna göre güzeldir dedim.Na işte yukarda da resmi var allahasen bana benziyo mu karı bildiğin taş!
Ben olsam olsam, briget jones olurum bu alınyazısıyla.
Bu arada ş.ş bornşit olmuş, sonunda doktora gitmiş doktor söylemiş.
Bana da bırak artık inadı git şu doktora dedi.Ben de ona tamam dedim.
Ama tabi ki gitmiyceğimi hepimiz biliyoruz, o lanet tahta sopayla agzımı açmaya çalışmasından nefret ediyorum.Açılmıyo amca işte ne uğraşıyosun?Kitliyceksin gene çeneyi uğraş sonra.Anlamıyor bi de on saat benim çenemde darlık var, yirmilik dişlerim yüzünden, açılmıyor fazla zorlandığı zamanda kitleniyor mu diyeyim adama, o da mal mal yüzüme baksın sonra.
Ayrıca az önce tükmüğümle boğuluyordum.
Naapcan ben de böyleyim.
Durmadan düşündüğüm fantezilerime bir son vermem gerek artık.Fondan "ama evlisiiiiin... dımdırıdımdım..." gircek birazdan.
Hadi selametle.

g.a

25 Ekim 2010 Pazartesi

aklıma bi şey geldi ama acaba buraya yazılabilir mi bilmiyorum çünkü g.a ile ilgili bir şey. ama çok güzeldi hatırlayınca o da dicek ne kadar da güzeldi diye.
m.z

Seize The Day


Bir haftadır boğazım aşırı derece de ağrıyor.Geçen haftayı evde geçirmeme neden olan hastalığımdan dolayı, bütün haftayı düşünerek geçirdim, hem de gereğinden fazla.Zaten hızlı ve fazla çalışan beynim, dur durak bilmedi bi türlü, aynı anda bin tane düşünce geçti.. birbirini ezerek yolu bulmaya çalıştılar..
Ve bulabildiğim tek şey kendime olan inancım oldu, başka hiçkimseye, hiçbişeye değil.
Daha önce yapamam dediğim şeyleri şimdi isteyerek ve yapabileceğime emin olarak aklıma yerleştirdim.Hevesle bekliyorum, o kadar cesaretliyim ki heran her şeyi yapabilirim.Sanki bütün o zamanlar sadece buna hazır olmam için olmuş gibi.
O kadar hevesliyim ki, karşıma kocaman bir "HAYIR" çıktığında dağılacağımı düşünüyorum.Ama aynı zamanda o kadar uçmuş durumdayım ki bu ihtimal çok az aklıma geliyor, yokmuş gibi.
Bunca zaman sonra hevesimi kırmamanı istiyorum senden, sevgili kozmik evren.
Çünkü bu sefer bütün kalbim ve aptallığımla inanıyorum.
"You Won't Let Me Down."

P.s: "Social Network" ismindeki facebook'u anlatan filmi çok beğendim.Öneriyorum.

g.a

23 Ekim 2010 Cumartesi

Better Together


Bugün y.e. dersi hic dinlemedi hep salıncaklara baktı.Çişim var deyip salıncaklara kaçtı, olucak iş miydi bu? Hiç cevap vermedi sorduğum sorulara, sonra canını acıttılar tabi.Çünkü öğrenmesi,dinlemesi gerekliydi.Çok ağladı kollarını uzattı hep sarılıyım diye.Ben de onla birlikte ağladım ama sarılmadım alışmasın diye.Sonra hep yapardı aynı şeyi.Çok ağladı o, ben de karşısında ağladım çaresizce.Ders bitince sarıldım dayanamadım, mendille sildim, gözlerini burnunu.Ama yine de bi sure susmadı.
Ölü gibi çıktım odadan, kendime kendime dükkanlara bakındım, bi adet alıcak güzel birşey bulamadım.Hiçbişey.Sıfır.Bu iyi olmadığımı gösterir aslında.
Sonunda, topuklu ayakkabı şeklinde bi hoparlör aldım.
Şuan onda cranberries - ode to my family çalıyor.Sanırım 135472. kez.
Küçükken playstationda tarzan'ın oyununu oynarken müzik setinde hep bi şarkıyı açardım.O yüzden ne zaman dinlesem aklıma, ordan burdan zıplayan atlayan tarzan geliyor.
Ne günlermiş.

g.a

dipnot:kendi yazısını silen bir gerizekalı olarak buraya yeniden yazmam gerekti.

aptal kadın



Hep ben yarım bırakmadım... Kimi zamanda öyle bir yarım bırakıldım ki, hayatımın gidişatı değişti... Bunlardan en önemlisi, ben körpecik bir fidanken başımdan geçti.. 6 yaşındaydım, anaokulu müsamereleri vardı...Bana da öğretmen sibel can'ın son kasedini almamı, müsamerede "bu devrde kmse sultan değil,hükümdar değil" gibisinden giden şarkıyı playback yapacağımı söyledi... Annemle gittik, hiç unutmam çocukluk aşkım X'ın bile kasetlerini almayan ben Sibelcan kasedini aldık... İşte provalar başladı falan, öğretmen kasedimi aldı ve tam provaya başlayacakken bana hayatım boyunca unutamayacağım bir olay yaşattı:
(m.z: ben)
(Godoşoca: öğretmen bozuntusu)

Godoşoca: m.z' cim şey sen bu Sibel Can kasedini x arkadaşına ver, o çalışsın..
m.z: Neden?
Godoşoca: O sibelcan'a daha çok benziyor, seni Ricky Martin'in arkasına dansçı yapalım...
m.z: ama Banane kasedi ben aldım...peki.

Bir öğretmen neden bunu yapar, önündeki çocuğun geleceği hiç mi umrunda değil... Bir de açıklamasına bak, "0 Sibelcan'a daha çok benziyor." Ya sen manyak mısın? Çok meraklıydım o boklu sibelcan'a... Baştan söle bana ben de gidip rüyalarımda kendimi Sibelcan olarak görmiyim...

İşte bu agresif kişiliğimi, her bulaştığını yarım bırakma huyumu eminim bu olaya borçluyum... Korkuyorum, sanki bulaştığım her konuda biri gelip "stop! bu işi yapamazsın" diyecek.
Buradan o hayatımı karartan kız kurusu anaokulu öğretmenime, sibelcan'a ve Sibelcan'a benzeyen balık eti arkadaşa lanetlerimi iletiyorum...
m.z

ben bi de böyleyim



* Yemek yerken, gözüm hep başkasının tabağındadır... Acaba bu kadar zamanda o ne yedi ben ne yedim? Ortadaki salatadan kim çok yedi , kim az yedi? Çok yiyen zayıf biriyse " lanet olasıca ye ye,bi gün şişersin inş." hafif tombulsa "Neden böyle olduğu belli, aslnda çok yemıo ama hızlı yio bıtbıt fısfıs..." diye içimden düşünürüm... (kötü bi niyetim vallahi de yokk)

*Trigonometride sin60 çat şu, cos 60 çat şu diye asla bilmiyorum... Hemen küçük üçgen çizerek, yarattığım üçgende hesaplıyorum... Ama bunu genelde saklıyorum, siliyorum hemen o üçgeni.... Kınamasınlar beni...

* Eskiden çok eskiden, henüz cennet plajı otoban olmamışken ben Serdar Ortaç'ı kadın sanıyordum... o zeytini neden bir erkeğin göbeenden yemediğini düşündüğümü hatırlıyorum...

*Kuaförde yandı dediğim saçlarımı, aslında kendim kesmiştim... Ama nasıl söyleyebilirdim ki, makas kaydı mı diyeydim....

*Çoğu şeyi Kıskanıyorum ve kıskanmıyorum diyenlere de " ay inanmıyorum"

*Bi kere kalemtraş çaldım... Çalmak denemez aslında dünya malı dünyada kalır...

*Hayali bir dünyam vardı ve yasemin vardı orda.sıkıldıkça oynardık bütün tatillere gelirdi bizimle.tuvalete bile yaseminle giderdim. anam babam kızardı arkadaşım yok diye.sonra ben büyüdüm yasemin başka bi ülkeye taşındı.Tanısanız seversiniz...

*Utanmadan bir gün perfect lover'ımı bulabileceime ya da onun beni bulacağına inanıyorum...
m.z

Dolarları Çamaşır Makinesinde Yıkıyoruz


M.K ile bugün çanta almaya gittik.
"Etrafında hiç secret yapmış biri var mı?" dedi.
Mal mal yüzüne baktım.Yeterince gereksiz şey yapıyoruz bi de bunu denesek n'olur sanki dedik.
Sonuç secret'a başlıyoruz.
3. ay sonra şizofren olursak merak etme m.z .
İstiyosan haydi gel bizimle ol sen de, 36 trilyonumuz olduğunda kendini yalnız hissetme, ya da şizofreni baş gösterdiğin de.
Selamet ile...
(selamet bizim eski matematik hocası, m.z ve y.m bilir)

g.a
zaten üyeyim ama belki oturum açmak istemiyorum.
yoğurt kelimesi üzerine bikaç dakika düşünün. ne garip nasıl da bulmuşlar bu kelimeyi..
bir dergide 28 sex tavsiyesiyle zirveye ulaşın yazıodu.işte 4.madde: birbirinize masal anlatın. TANRIIIM! ilişkin biter bunu yaparsan hatta hayatın boyunca bir daha asla normal bir ilişki yaşayamazsın!(ben çünkü uzmanım ya bu konuda)
hadi selametle..
m.z

saçmalık sınırlarını zorlayan yazıların elbet bir gün bitecek



Neyse işte ben küçükken... Uyursam olan biten olayları göremeyeceğimi, onlara tanıklık edemeyeceğimi düşünerek(küçükken tam da böyle afilli bi eylemi düşündüğümü sanmam) çok geç yatardım.. Evde hele misafir falan varsa, hepsini yatırır..kaçıracak olay olmaması için en geç yatardım..

Ne salakmışım? Ne olabilir ki? Neyi kaçırıcam? Sanki macera dolu, survivor esanslı bi hayat anasını sateyim...

Şimdide hayatı tamamen kaçırmak ve ıskalamak konusunda ihtisas yapmak istiyorum. Hala salağım... Daha tedavisi bulunmadı.

Hayatta kimse için mutluluk yok ki. acı çekmeye gelmişiz sanki, bir günüm iyi geçse diğer 3 gün ah-vah la, biçimsiz bir suratla geçmekte . Şiş gözlerim ve kırmızı burnuma bakılırsa bu hayat işkenceden başka bir şey ifade etmiyor benim için. Dünyadaki en büyük dertlerin başımda olmadığını, hayatımın da en kötü hayat olmadığını biliyorum. ama her daim ruhumu kıstıracak bir derdim olacağını, bir gün mutluysam bedelini diğer günler ödeyeceğimi ve ancak ölünce huzurla bir nefes alabileceğimi biliyorum...

Biz Sims çocuklarıyız...
Goth ailesinin tüm fertlerini sever sayarız....
Evlerine nehir kenarından hayran hayran bakarız....
Klapaucius ünlem-noktalıvirgül-ünlem-noktalıvirgül dür parolamız....

"Talk, call, compliment..." dır öğrendiğimiz ingilizce kelimeler....
Çocuklara bakmak zordur, alır gelir çocuk esirgemeden teyzeler...
Çocuk dedimde aklıma geldi bak neler...
İstiyorsan bir evlat ,
"Kiss" ve "Hug " yeter ....

(Ben bunu yazarken bunlar olmuş: Zamana direnen yegane kişilik Babam evlilik yıldönümü maksadıyla eve elinde 2 adet Freşa Limonlu ve bir paket cips le girmiş bulunmakta... Anneme sükut, selamet ve babama da akıl+fikir rica ediyorum...)
m.z

22 Ekim 2010 Cuma

same



ben bugün yazmak istiyorum arkadaşlarım. yazmak istiyorum sabahlara kadar ve sonra gecelere kadar. nereden de geldi bu istek bilmem. aslında biliyorum da neyse bilmem işte.
herşeyle ilgili yarım yamalak bilgisi olan. hiç bir şeyi tam anlamıyla bilmeyen, anlatamayan ve anlamayan bir insanım.. Her konuda diyecek bir laf bulabilirim. Ama çoğu da saçma sapan boş laflar elbetteki... Söyleyecek söz bulamamaktansa, saçmalamayı ve her yolu denemeyi göze alırım. hiç olmadı, hadi ya haklısın... derim...hmm derim.. yaa derim... hadi öptüm bye. derim...

nasılsın deseler...ii. derim.. tam bir klişeyim..
ve diğer klişelerden nefret ederim..

İlerde akıbetim ne olacak bilemiyorum.. Diğerleri nasıl olmuşsa, bende onlar gibi olacağım... Farkımı farketmeniz oldukça zor olduğu için, farketmez.. Kime baksanız, ben mişim gibi takılabilir.. Ona halimi hatrımı sorabilirsiniz... Nasıl olsa hep "iyi" olacağım..Naber diyene hep iyi diyeceğim... dimi?


m.z

yazgısı bad



bir insan düşün;

2 ile topla 3 ile çarp 5 çıkar...

Sonra o insan sabah okula giderken çantasını açık unutsun... okulun kapısına gelince farketsin.Yine İstanbul halkına sabah sabah neşe kaynağı olmuşumdur, belkide bana acımışlardır... Kim bilir kaç kişi gördü leann.. Diye düşünsün dursun tüm gün...

Ardından koca günü bitirip evine dönecek olsun, çıksın okulundan yürümeye başlasın..... Bayaa bi yürüdükten sonra sadece beyaz tişörtünü hatırladığı bir çocuk, karşısından gelirken yüzüne bakarak birşeyler söylesin... Çocuğun tam ne dediğini anlamlandıramadığı milisaniyeler içinde, yine kim ne laf attı diye düşünürken... Çocuğun aslında " Çantan açık" dediğini idrak etsin.. Çantasına dönsün , ve yine o sabah ki manzara....

bu nasıl bi yazgı yarebbim!!
m.z

dönüyoruz



insanların birbirlerini sevmemesine etken nedir?
yada zamanında değerini anlayamamış olmasına
yada ne bileyim cevap ver neden anlamaz bi insan bi insanı
46 kromozom ,2 kol ,2 bacak,birer cinsel uzuv, gövde, kalp, 2göz, vsaire, vesaire
ama bi o kadar farklıyız ki

Hatta çinliler bile farklı birbirinden
artık Saat satan zenciyle, morgan freeman ı da ayırt edebiliyorum.

Ben anlamam, farklıyız arkadaş.
Kimse kimsenin ne dediğini anlamıyor, acaba ne cevap versem diye düşünüyo çünkü

Benim türkçem farklı türkçe seninki farklı...
Ural altay. Altay kolu
Bu kadar basit değil işte hayat.
Benim lehçem farklı lehçe, seninki farklı
Anlayamazsın işte, okusan da anlayamazsın...
En önemli benim bu dünyada işte, en üstün benim
m.z

düzeltelim



Türk televizyonlarından alıştığımız bir manzara. Biri yayına bağlanır ve sunucuyla bir türlü iletişime geçemez. Sonra o nadide söz söylenir sunucu tarafından;
"Hanfendi/beyfendi televizyonunuzun sesini kısabilir misiniz?"
Artık bunu milletçe öğrenmenin zamanı geldi. Yayına bağlanırken televizyonun sesini kısıcaz...
Diğer konu ise markette veya herhangi bir yerde sıra beklerken biri gelir ve en öndeki kişiden sırasını ona vermesi için izin ister. O kişi de izin verir. Tüm kuyruktan izin istemesi gerekmez mi? o öne geçen aceleşinas kişi yüzünden tek bekleyen sıranın en önündeki insan değil ki. He çok yardım severse o kişi, kendi sırasını vermek demek sıradan çıkıp en arkaya geçmektir. Geçsin sıranın sonuna.
m.z

social network



Zoraki sosyallik denen şeyi yapmaya uğraşmak bi hayli boktan bi olay. Ve de gereksiz, herkes zamanla bi şekilde kendine çeker anlaşabileceği insanları. Herkesle el sıkışmaya çimlerde oturmaya gerek yok. Bu da bayram gezmesi aşığı ebeveynlere söverken kendi ürettiğimiz bi sosyal çılgınlık olsa gerek.
Bunları tabi o çılgınlığa dahil olduktan sonra söylüyorum. Peki elime ne geçti, şuan adını hatırlamadığım oğlanlar ve kızlar. Ve yine çevremdeki tanıdığım insanlar.
Beyin bedava.
m.z
ah be güzelim sen üzülme ben yenilerini yazarım daha güzellerini yazarım. küçük g.a üzülmesin ben yazarım. bi de bi şeye dikkat ettim de şimdi yan tarafta biz bi de burdayız yazıo ya hani onun altında senin face'in senin twitter'ın senin blogun var ama benim hiç bi şeyim yok o zaman neden biz ordayız? aslında sadece sen ordasın. ama zaten sen demek ben demek o zaman sorun yok demek.
m.z

my boy



bu dünyada en sevdiğim insan olarak hasanı seçtim bugün. mika'nın happy ending şarkısını sanırım 17.defa dinlio ve her defasında bi insanın nasıl böyle sesi olabilir diye soruo:)seni seviyorum yavru
m.z

iyi friends forever



siyah balıkçı çizmesi aldım. balıkçı çizmelerini severim. balık tutmak da iyi olurdu aslında ama şu an sadece çizmeyle yetinmem gerekio. aynı e.o'nun tenis şortu tişörtü raketi topu hatta neredeyse bilekliğini bile alıp tenis oynamaya başlamaması gibi:)biz seni böyle seviyoruz e.o!
dükkan burger sinirimi bozmaya başladı. başlarda ayaküstü yeme yeri olması ve hamburgerlerinin tadı hoşuma gidiodu ama artık sinir bozucu olduğunu düşünmeye başladım. neden bilmiyorum. belki de 5dk bir işemeye ihtiyaç duyan bi insan olarak tuvaletinin olmaması beni sinirlendirmiştir. belki de hamburger yemeyi başaramadığım içindir. ekmek hep etinden önce bitio nasıl oluo anlamıyorum. üstelik dikkat ederek yiyorum ama yine de olmuo işte. sevmiyorum artık seni d.b.
dün g.a'ya gittim çünkü çok hastaydı. birlikte cips çekirdek çikolaya etipuf galeta ve başka abur cuburlar yedik. bir de icetea içtik galiba. ve sonra hayat ağacını izledik.yoldan geçen adamlara müjdat gezen mi daha büyük yoksa uğur dündar mı diye soruyolardı ve amcanın bi tanesi ben bilemem onların yaşlarını anneleri bilir dedi ve biz buna çok güldük. ardından film izlemek istedik ama film bozukmuş. d&r hep bozuk satıo zaten. ve ben uyuyakaldım. uyandığımda çok korktum çünkü sanki bi yere gitmem gerekiodu da ben uyuduğum için gidemedim gibi hissettim ama gitmem gereken hiç bir yer yoktu. akşam öğrendim ki ş.ş ve y.m de hastaymış. geçmiş olsun kuzucuklarım ama neden sıcak rüzgar esince bile üşüyüp hasta olan ben henüz hasta olmadım da hepiniz oldunuz anlamadım.
ş.ş goncagülü çok özledim. senle normal bir konuşma yapmamız gerekio. benden çok senin konuştuğun bir diyalog olmasını istiyorum yeter dinledin beni artık anlatıcak hiç bi şey kalmadı zaten. y.m aralıkta hiç bir program yapmıyorum. biliosun tatile gidicektim senin için iptal ediyorum:) hemen gel hemen gel bi daha da gitme ne var orda sanki hiç anlamıyorum gidip duruosun..
dünya türk arıcılar birliği diye bi şey varmış ve amaçları dünyadaki tüm türkçe konuşan arıcıları bir araya toplamak ve iletişim halinde olmalarını sağlamakmış. NE?
eskiden son sözü söylemenin bir değeri vardı. burda son sözü ben söylerim diye gerinebiliodu kardeşlerimiz ama artık öyle bir hale geldi ki hani şahane pazarda balon patlatma yarışı varı ya kimde patlarsa kaybediodu. o hesap artık son sözü kim söylerse o duruma düşüyo. karşı taraf cevap vermeyerek ne kadar "cool" olduğunu ispatlıyor adeta. özlerinde iyi insanlar.
m.z

19 Ekim 2010 Salı

hiç bi şey yazmicam öylesine açtım burayı okumak yasak artık

11 Ekim 2010 Pazartesi

kızmıyorum

sevgili canım en yakın arkadaşlarım.
evet kızdım.. çok kızdım..
ama şimdi geçti düşündüm ve dedim ki neden kızıyorum?
benle konuşamıyorlar diye neden onlara kızıyorum?
herkes her şeyi anlatamayabilir. napalım yani ben en yakın olamıyorum diye niye sinirleniyorum? en son öğreniyorum ve bazen hiç öğrenemiyorum diye kızmama ne gerek var? gerek yok.
bundan sonra bana ne isterseniz onu söyleyin hatta söylemeyin.
isterseniz çağırmayın isterseniz çağırın ne isterseniz onu yapın kızmamaya karar verdim.
ben artık kızmıyorum..
kızmıyorum..
hiç de kızmadım ki.
not:
kızmıyorum.
m.z

8 Ekim 2010 Cuma

pürüz

derdin ne sorunun ne benle alıp veremediğin ne sen de mi hayatına sıçtıklarımdansın yoksa çekemediklerin mi var önceden. her neysen artık.. sadece şunu bil eğer yaptıkların sinirimi bozmasa bunu yazmazdım evet sinirimi bozdun ama çok da önemli diilsin yarın geçersin neler neler gördüm ben iki tane yeniyetme çocuk tavrın pek de sorun diil bugün yaptığın işe yaradı ama yapmaya devam etmene gerek yok yarın sana karşı hissizim!
m.z

2 Ekim 2010 Cumartesi

lifeguard hoppo

bu arkadaşlar sahilde cankurtaranlık yaparak dediklerine göre her gün onlarca kişinin hayatını kurtarıyorlar. neden bu işi tercih ettikleri sorulunca verdikleri cevap hemen hemen aynı: o andaki tatmin olma duygusunun çok güzel bir duygu olması nedeniyleymiş..
şimdiii...
hayatımı bir kere daha gözden geçirdim ve önceliklerimi değiştirdim. hayattaki ilk hedefim artık amerikaya yol almak ve kendilerinin dolaştıkları sahilleri bulup hepsinde birer kere boğulmak. hatta bir kaç kere.
bi adam da çıkmış dio ki "insanın hayatını kurtaran kişinin yüzünü unutması mümkün diil" pardon da böyle insanları unutma zaten.

allah ne güzel yavrular yaratıo öyle!
bu yavruları dünyaya tanıttığı için national geographic ekibine saygılar sevgiler..
m.z

Çekim Bitince..


Erkek: Böyle bitmesin n'olur?
Kadın: Herşey kötü biter. Öyle değilse bitmiyor demektir…

Bazı şeyleri kabullenmek insana zor gelir, ama derler ya "bitene kadar bitmiş sayılmaz" diye, bitmesi için anlattığınız hikayenin kötü bi sonu olması gerekli.
"Aaaa neler yapmış sana, neler olmuş aranızda, ne biçimde kavga etmişsiniz! Bundan sonrası gelmez artık çok kötü bitmiş, hiç düşünme bile boşver."
Hikayeyi anlattığınız kişinin böyle bir tepki vermesi gerekir, biten bişey böyle bişeydir çünkü.Tabi bu söylediğim durum arada sadece aşk ya da güçlü bi sevgi varsa geçerli olan birşey diğer türlü illa böyle olması gerekmiyor.
Aramızdaki çekim bittikten sonra arkadaşım haline gelen bir sürü erkek var ya da zaten arkadaşım olan ve sonrasında eski arkadaş haline geri dönen :) bu da mümkün.
Yani illa her ilişkinin sonunun bok gibi olması gerekmiyor, bazı ilişkiler ad ve şekil değiştirip başka ilişkilere dönüşebiliyor ve böylece o insanla ilişkin hiç bitmiyor.
Sen istediğin o istediği sürece, birbirinizin hayatında bulunabiliyorsunuz.
Evet, bunlar güzel şeyler.
Ve benim şuan yapmak istediğim şey de tam olarak bu, üniversiteye olan çekimim bitti.Onu uzaktan sevmek istiyorum,ilişkimiz başka bi boyut kazansın istiyorum, töbe tanrıma atılmıyım falan ama çok sıkıldım ben bu işten ARKADAŞ!
Ne bitmez okulmuş yeaa..
Daha üç haftadan sıkıldım (: demek ki içimde yokmuş okumak beni doğal hayata salsınlar belki daha iyi olur herşey.Belki ruh eşimi de orda bulurum, belki doğa anayla anlaşırım, belki kutuplara penguenleri korumaya, kutup ayıylarıyla resim çektirmeye giderim, belki national geographic'ci kız olurum... Belki kapağa resmimi koyarlar, ben, gerard ve kutup ayısı...
Mükemmel'i temsil ederiz belki... Belki mutlu oluruz o zaman biz... Bence kesin oluruz.En mutlusu biz oluruz hatta, daha mutlusunu göremeyen insanlara mutluluk saçarız, paraya da para demez başka şeyler deriz... Yaparız bişeyler ya, ama şuan yapmam gereken afea ödevini yapmayız, referandumu ingilizce tartışmayız, özetini çıkarıp, kendi fikirlerimizi eklemeyiz.. Evet, evet yapmayız onu.
Bence ne biçimde yapmayız ki.

g.a

29 Eylül 2010 Çarşamba

insan sinirlenince neler de yaparmış öyle.. hiç bir zaman aklına hayaline gelmeyecek bir cesaretin etkisiyle nelere yeltenirmiş.. o kadar şey paylaştığı kişiyi nasıl da gözü görmezmiş.. yaşadıkça öğreniyosun işte.
bazen dayanamayıp dinledim bu kavgaları, bazen içeriye kaçıp son ses müzik açtım tek kelime bile olsa duymamak için, bazen de sadece baktım boş boş.. ama hiç biri bu kadar zor olmamıştı. hiç biri; normalde beni sinir eden o yüzün masum bir şekilde gözleri dolu dolu neler olduğunu anlamaya çalışmak için kocaman ayrılmış gözlerle bana baktığı gün kadar zor değildi. açıklama yapamak, onu olayların dışında tutmak mümkün değilken ve küçücük bedeni sarsılırken kollarımda elimden gelen tek şey sarılmak ve ağlamak oldu. bunları yaşatmaya ne hakları var? onu üzmeye, şimdiden bunları aklında sorun ettirmeye ne hakları var? ve ikisi de üzerine düşenleri yapmadıktan sonra onlara anne-baba demeye ne gerek var?
m.z

26 Eylül 2010 Pazar

hatalar ve sonuçları ve uyumaya korkmakla ilgili


düşünüyorum ve "iyiyim" diyorum. düşünüyorum ve "bok gibiyim" diyorum. düşünüyorum ve "düzelicem" diyorum. sadece bir rüyayla kocaman haftanın, 7 günün, 168 saatin, 10080 dakikanın, 604800 saniyenin senle geçmesine son vericem diyorum. kafamda senle yaşamak yerine önemli şeyleri yerleştirmek istiyorum oraya. her anıyı söküp atıcam diyorum kendime her defasında.

milyonlarca küçük iğneyi vücudumun her noktasına batırıyorlarmış gibi hissettiğim sabahlar yataktan bile çıkamıyorum. sabah uyanıp panjurları kapatıyorum ve uyumaya devam ediyorum öğlen uyanıp kendi kendimi çıldırtıyorum düşünerek ve tekrar uyuyorum uyanıp ağlıyorum ve yine uyuyorum. buna neden olan tek şey rüyalar.. rüya insanın aklını karıştırıyo. gerçek olanın hangisi olduğunu anladığın andaki bunaltı.. baskı.. üzüntü.. yaşamayı ve alışmayı zorlaştırmaktan başka bir işe yaramıyor. senin olduğun rüyalar beni mutlu etmiyor artık. seni görmemek için yapabileceklerimi yapmaya çalışıyorum aklıma getirmiyorum seni hiç ve işe de yarıyo, yani yarıyodu. düne kadar yarıyodu. artık değil. dün kafamdan atmaya çalıştığım, gerilere itip unutmaya çalıştığım hayali öylece aynen istediğim şekliyle gördüm. her şeyin düzeldiğini düşünürken de uyandım ve gidip panjuru kapadım.. sıkıldım artık ben. tamam şimdi bitti dediğimde yeniden ortaya çıkıyosun, sıkıldım ben bundan. düşünmemek işe yaramadı işte. özledim seni çok özledim çok özledim çok özledim!!!!!!

pizza yediğimiz günü hatırladın mı küçük çocukların parası olmadığı için nerdeyse ağlıyodum ve sen de gidip onlara yemek aldın sonra da "seni hiç bir şeyin üzmesine izin vermem tek istediğim mutlu olman" dedin. ben de gülümsedim ve içimden "seni seviyorum" dedim. ama belki de dışımdan söylemeliydim.
m.z

24 Eylül 2010 Cuma

poor woman



bugün günlük rutin işlerimi bitirdikten sonra g.a ile buluşmaya gittim. yanında m.k'da vardı. suadiye havelkada oturduklarını söylediler ben de yanlarına gitmek için uzun bir yol katedip sıcaktan pişeceğimi düşünerek kot ve uzun kollu kalın olmayan salak bi şey ve ince bağcıklı ayakkabılarımı giydim. tam yola çıkmıştım ki annem yanımdan geçerken durdu ve seni bırakmamı ister misin dedi. ben de tamam dedim. ama yolun yarısında başka bi işi olduğunu hatırlayarak beni attı arabadan. teşekkürler anne. kızların yanına gittim sarıldım kocaman ikisini de çok özlemişim. oturduk orada sonra g.a ile birlikte başka bir yere gittik ve biraz daha oturup ne kadar şanslı(!) birer genç olduğumuzu konuştuk. bu sırada gördüğümüz yakışıklı çocuklar ve uzun bacaklı bronz tenli kızlar mutluluğumuza mutluluk kattı. ve oradan da kalkarak m.g ile buluşmaya gittik. kıyafet baktık onu baklerken ama o gelene kadar benim eve gitmem gerekti. yeniden yola çıktım bu sefer eve doğru. o sıra gök gürültüleri ve mavi mi beyaz mı olduğuna karar veremediğim aydınlanmalar oldu gökyüzünde.. ardından yağmur! artık kova değil bildiğin su deposunu döktüler kafamızdan aşağı. eve doğru koşmaya başladım ama bunun çok anlamsız olduğuna karar vedim çünkü eve daha kilometreler vardı, koşmak beni daha az ısatmicaktı. yavaşladım. saçlarımı açtım çünkü toplu ve ıslak olunca daha çirkin oluyorum. yağmur başladığı anda etrafta kimse kalmadı zannediyordum ki lanet olsun iki kişi daha vardı. uzun bacaklı bir kız ve yanında sarı saçları yağmurun etkisiyle yüzüne yapışmış, giydiği tişört ıslanarak bütün kaslarını ortaya çıkarmış, yakışıklı yüzünde ıslanmasını engellemeye çalıştığı sevgilisine bir taksi bulmaya çalışmanın heycanıyla saçma bir ifade olan dünyalar yakışıklısı bir içim su dediğimiz türden güzel bir çocuk. o sırada durdum. kızla çocuğa baktım. kendi halime baktım. ıslakken iğrenç göründüğüm bir kez daha aklıma geldi ve yanımda benim için taksinin önüne atlayacak tek bir kişinin bile olmadığı gerçeğiyle yüzleşerek orada bekledim. neyi beklediğimi ben de bilmiyorum. belki de çocuğun bana acıyarak "gel sen çok ıslanmışsın bu taksiye bin git evine bacım biz bi sonrakine bineriz" demesini bekledim. belki de yanındaki kızı bırakıp beni kucaklayıp öpmesini bekledim. belki de en azında beni görmesini bekledim. hadi ama o kaldırımda benden başka insan yoktu yani bu çok da küçük bir ihtimal değildi. bu ihtimallerin hiç biri gerçekleşmedi. ve ben yürümeye devam ettim. ıslanan ayakkabılarım her adımı daha da zorlaştırdı. işenmiş bi bebek beziyle yere basıyorum da her bastığımda dışarı sular fışkırıyo hissi veren ayakkabılarımla birlikte yarım saatlik yürüyüşün ardından kalabalık, yapılması gereken işlerle dolu evime ulaştım.
gönül isterdi ki evime geldiğimde annemin verdiği bir öpücük, ablamın güler yüzü, kardeşlerimin odalarını toplamış olmalarıyla aslında ne kadar da şanslı bir kız olduğumu farkettim gibi bir son yazabileyim. fakat böyle bir sona ulaşma ihtimalim yakışıklı çocuğun beni öpmesinden bile düşük bir ihtimal..
m.z

23 Eylül 2010 Perşembe

İlişki Ne Demekti?



Bu aralar gittiğim yerler, zaman geçirdiğim insanlar, konuştuğum konular bana şunu farkettirdi inatla: "senin hayatında uzun süreli hiç kimse olmamış kızım."
İnsanların 3 aylık 5 aylık 1 yıllık 3 yıllık ve hatta 5 yıllık sevgilileri var olmuş zamanında ve bazılarının şuan hala var.En basitinden ablam 2003'den beri aynı kişiyle çıkıyor ve yakında evlenicekler.
Benim en uzun ilişkim 5 ay sürdü.O da 3 yıl önceydi, onun dışında çıktıklarımda lisedeydi.O kadar eski ki hatırlayamıyorum bile, ne yaptığımı, nasıl davrandığımı...
Şuan konudan o kadar uzağım ki, ilişkinin ne demek olduğumu bile bilmiyorum.
Bu zamana kadar çok hoşlanıpta çıktığım kimse olmadı, hoşlanıp da çıkamadığım kimse de olmadı.İşin acı yanı sanırım kimseden o kadar hoşlanmadım ve hoşlanacağım ümidini de gün geçtikçe kaybediyorum.Bütün o takılmacalar, "ilişki bana göre değil" demeler,"üstüme çok geliyosunlar"...
Sonuçta bi baktım elimde hiçbişey yok.
Biri:-"Ben bilmem kimle 2 yıl çıktım, şöyle yaptık, bana böyle davrandı, hayatımda yeri çok ayrı.."
Ben:-"evet ben de, adı her neyseyle bikaç saat takıldım, hamburger falan aldı bana iyiydi yani ilgiliydi baya..."
Bir süre sonra diyalogların çoğu buna çok benzer bi şekle dönüştü, o kadar uzun zamandır bu şekilde yaşıyorum ki, öncesini ciddi anlamda hatırlayamıyorum.Bu konuda anlatıcak hiçbirşeyim yok.Bu durumdan çok sıkıldığımı da kısa süre önce farkettim sanki 100 yaşındaymışım da artık düzenli hayata geçmek istiyormuşum gibi, insanlar böyle mi evlenmeye karar veriyor acaba? İşte bilemiyorsun ki...
Herkes birbirinin aynı, her olay birbirinin aynı, hepsinin sonu aynı.. Uğraşmak ve herhangi birine çaba harcamak bile gereksiz geliyor.Sonuç olarak ben bunların hepsinden çok sıkıldım, emekli bi subay bulup, güneye yerleşip, domates toplayıp, örgü örmek istiyorum.
Napalım, ben de hayata bir yerden tutunuyorum işte...


g.a

22 Eylül 2010 Çarşamba

kiss me



aşk dediğin laftır derler şarkısını dinlerken aşık olmak isteyen bir tek ben miyim?
aşık olmalı kalbim atmaktan yorulmalı bana bakmadığı gün tüm iç organlarım patlamış gibi olmalı ve her şey düzelip de beni ilk defa öptüğünde erimeliyim.
bunu daha önce yaşadım mı hatırlamıyorum genelde milyonlarca defa iş olsun diye öptüğüm insana aşık olurum soradan. yani hiç aşık olup da öpüşmedim sanırsam.
tanrım hayalimdeki aşkı gönder bana lütfen!
m.z

20 Eylül 2010 Pazartesi

charming




erkekleri severiz. aynı zamanda onlardan nefret ederiz. dünya üzerinde erkeklerden nefret eden kadınların hep daha fazla olduğunu düşünmüşümdür ama bu aralar erkeklere bayılanların daha fazla olduğunu düşünmeye başladım. yakın çevrem olmasa da çevremde fazlasıyla mutlu çiftler var. yapış yapış sevgililer. öğk!


g.a ve ben şu an farklı duyguları taşıyoruz. ben sevmeme o da sevme zamanında. bir süre sonra da tam tersi olucak ben sevgi için zırlarken o "saçmalama be" dicek ve bu böyle sürüp gidicek.ama yıllar sonra o siyasette ve ek iş olarak da mankenlik yaptığında ve ben büyük ihtimalle bir çocuk yanımda yürür biri karnımı tekmeler ve biri de bebek arabasının içnde debelenirken hala aynı halde olmaktan çok korkuyorum. bana bok gibi davrananı diil de beni seveni sevmek istiyorum. bugüne kadar gelmeyen mucizenin artık gelmesini ve beni değiştirmesini istiyorum. ve g.a'yı da(o bu konuda ne der bilemiyorum)!


mutlu tek bir ilişki yaşayamayan sevme özürlü kız olmaktan kurtulmak istiyorum. çok şey mi istiyorum? bu soruyu her sorduğumda kendime verdiğim cevap gibi: HAYIR! aslında çok az şey istiyorum.


m.z

17 Eylül 2010 Cuma

So I Was Late For A Class♥


Sevgili dostlar;
Uzun zamandır blog'umuzla ilgilenemedim, gecen gün güzel arkadaşlarım e.o ve y.m söyledi "blog'a ne zamandır bişi yazmıyosun ya bakıyoruz birşey yok?" gibilerinden.. Evet elle tutulur birşey yazmadığımın farkındayım ve m.z'de öyle.

Hayır kesinlikle boşlamadık, kendi adıma konuşursam eğer sadece kafamı toparlayamıyorum son zamanlarda, yazıp yayınlamadığım yarım bıraktığım birçok yazı taslaklarda duruyor, yayınlanmayı bekleyerek.. Ama belki de o günü hiç göremeyecekler, kim bilir.


Yazının başlığı jack johnson'ın güzelim şarkısı "do you remember"da geçen bir söz, jack johnson'ı çok severim bu şarkıyı da öyle, nedeni m.z'yle dinlediğimiz ilk j.j şarkısı olmasının yanı sıra çok da güzel bir öyküsü var. Antiparantez söz bi ara m.z'nin de nickiydi, o yüzden bu kısmını çok seviyorum.Ve okulum açıldığı içinde bu başlık iyi gider dedim.
Bu arada resimdeki kız benim, zenci ya ordan :)
Son zamanlardaki halimi anlatmam gerekirse biraz fazla "şımarık"ım, ama şirin şımarıklardan, ya da en azından öyle olduğumu umuyorum.Bu durumu okulumun açılmasına bağlıyorum, fakülte, arkadaşları yeniden görme falan derken bi şımarıklık geldi bana ama açıkcası halimden çok memnunum pek de değiştirmeye niyetim yok gibi, tabii zaman neyi gösterir bilinmez.Belki kısa bi zaman sonra eski halime dönerim yani daha az şımarık olan halime..
Ve düşündüğüm şu ki herkesin bi' şekilde birine ihtiyacı var, bu her açıdan olabilir, bu durum her açıdan bağlanmaya girebilir.İlla duygusal açıdan olması gerekmiyor, her zaman yanında birinin olmasına ihtiyaç duyabilir, birinin yanında olması insana güven veren bişeydir.Cinsiyet ayrımı yapılmaksızın, güvenilicek biri olması da önemli tabi.Ama bu da denemeden öğrenilemeyecek bişey.
Bütün bu yazdıklarımdan pek de emin sayılmam aslında..
Şu aralar emin olduğum tek şey mutlu olduğum, gerçek anlamda.Evren ters bişeyler yapmıştı ama sadece bi haftalık, sonra düzeldi yeniden.Bu yüzden ona teşekkür ediyorum.
Bu da mutlu dönemin en kötü yazısı olsun bakalım, daha neler görücez..
Son olarak...
Do you remember when we first met?
I sure do
It was some time
In early September
You were lazy about it
You made me wait around
I was so crazy about you
I didn't mindSo I was late for class
I locked my bike to yours
It wasn't hard to find
You painted flowers on
Guess that I was afraid
That if you rode away
You might not roll back
My direction real soon
Well I was crazy about you then
And now the craziest thing of all
Over 10 years have gone by
And you're still mine♥
We're locked in time
Let's rewind♫♪

g.a

6 Eylül 2010 Pazartesi

İyi Bir İnsan İçin Sonat


"O kadar çok, o kadar çok şeyi unuttum ki,

ölsem bile unutmam diyeceğim ne kaldı elimde, emin değilim.

Ve şimdi, acı veren de

bu aslında."




g.a

2 Eylül 2010 Perşembe



like a day from autumn it's raining and raining
almost left behind the hardest parts to forget
only a little left from those days now
when there was just a boy and a pretty girl
like a day from that year
it's raining and raining

m.z

Bu Yazının Bir Başlığı Yok


sabah 08:30 sularında uyandım, dün akşam aldığım duyumları hatırlayarak camdan dışarı baktım, hava gerçekten kapalıydı ve soğumuştu, ı.a'yı aradım, uyandırdım.Geldi beni aldı, arabaya bindim, havanın yine yaz olduğunu düşündüğü için giyinmeyi unutmuştu,buna biraz güldük,o sürdü ve saat on sularında okuldaydık.. Kaç gündür ben okulu özledim ben okulu özledim diye dolaşıyordum zaten gerçekten özlemişim.Ring'e bindik, bilinen bi görüntü, sadece makyaj ve kıyafetten oluşan kız yanında yakışıklı ama muhtemelen pek aklını kullanmaya gerek duymayan bi çocuk ve ellerinde bb'leri en çok bu üzdü biliyor musunuz?Bb olmasaydı hiç farketmezdim bile.
Gidip sekreterlikten sifre aldık ve e-dönüşüm işgencesine başladık.İlk başta (yaklaşık 2 saat boyunca) hiçbi ders saatini uyduramadığım için "eeeh bu ne be ben yemek yiycem" dedim ve diğer bu işten sıkılan arkadaşlarım ile (canım onlar benim yerim) kırmızıya doğru yol aldık o sırada yağmur çiselemeye başladı.İçimden "havanın kapalılığı ve yağmur işte tam bi yeditepe günü" edim.Sosyalden içeri girdik, tabi ki kırmızı herzamanki kalabalığında değildi ama boş hiç değildi.Yemek yedik, biraz dışarda duralım ıslanalım dedik. (hiç yok yere!)

Sonra m.k'yı palladiuma işe bırakmak hem de birşeyler içmek, dolanmak amacıyla palladiuma gittik.Bir ayakkabı beğendim ki sormayın, kalbim onun için atıyor, eğer ona hiç sahip olamıycaksam beni öldürün ve onun içine gömün diyorum beyler yahut bağyanlar..
Neyse kulaklarına kurban olduğum m.k'mın =) yanına uğradık biraz, çıktık ve okula geri dönüp, ders seçiminde ihtisas yapmaya devam ettik, biraz uğraştık ama oldu sonunda uygun bi program.Saat 6 gibi çıktık okula ve evime döndüm..
Zaten birkaç gündür sürekli içimde olan o sıkıntı, durup, durup gözlerimin dolmasıyla, odama kapanmamla anlamlanıyordu.Ama bunu kimse anlamıyordu, hatta o gün hayatımda bir ilk yapıp masayı toplamamdan bile anlamamışlardı, "sadece afferin kızıma hohoho" diyorlardı, ben ise sessizce bagırıyordum ve gözgöze gelmemeye çalışıyordum kimseyle.

En son yatağıma yattım, kulaklığımı taktım ve bütün gece ağladım, sessizce, seslice, her türlü şekilde ama kimse duymadı.
Sabah gözlerim şiş bi şekilde uyandım, yeni bir günün hiçbir farkı olmadığını birkez daha farkedip, bu yazıyı yazdım..
Ne zaman anlıycaklar diye merak ediyorum sadece ne zaman ne zaman...
g.a

31 Ağustos 2010 Salı

gelişme hali

bugün daha normaldi. daha sakin. daha insancıl.
onu böyle görmek bana da iyi geldi. daha rahat yaptım işleri. artık çok da zor gelmemeye başladı o kadar işi yapmak. iki üç saati kendime ayırabildim hatta. sevdiğim birine uğradım. yanındayken sorunları biraz daha kafamın gerisine itebildiğim birine. ah onu ve bana küçük bir şekilde bile olsa destek olmaya çalışan herkesi nasıl da seviyorum. yanımda olduklarını bilmek bana nasıl da iyi geldi.
teşekkür ederim..
m.z

30 Ağustos 2010 Pazartesi

nedeni bu

bir kaç gündür her zamankinden daha da zor şeyler yaşadım. bugüne kadar olanların aslında çok da önemli olmadığını görmemi sağlayacak şeyler. yeni bir haber aldım mesela çok değişik bakın:

sınavı kazanamadım.

zaten iki yıldır hep duyduğum şey ama bu sene ikinci defa duymama ne dersiniz? ben buna bingo derim. şans beni hiç bırakmaz. belki de gidip piyango bileti almalıydım bu sene. o kadar ki şanslıydım. olay bu değildi tabii ki bunu duymaya alışmış, bu konuda bağışıklık kazanmış bir bünyem var. asıl sorun annem.

anne ve sorun kelimeleri aynı cümlede kullanıldığında insanlar genelde çocuğu rahat bırakmayan, isteklerini yerine getirmeyen sıkıcı bir anne düşünürler. ama benimki farklı. benim annem hasta. psikolojik rahatsızlığı olan ciddi bir hasta. ve ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. annesi deli olan biri ne yapmalı?

uzun zamandır sadece camdan dışarı bakıp, sabit bir noktaya kilitlenip ağlamaktan başka yaptığı bir şey yoktu. son zamanlarda kriz geçirmeyi sever oldu. birden bağırmaya başlıyor saçlarını yoluyor biri gelip durdurana kadar kendini yumrukluyor. evet bu benim annem. ve bu anlarda benden başka kimse sakinleştiremiyor onu. belki sahip olduğum güçten belki de kendisine duyduğum derin nefretten kaynaklanıyordur durdurabilmem, bilmiyorum. ama tek bildiğim son yaşadıklarımızdan sonra yalnız kalmaması gerektiği.

son olanlar ne mi? işte anlatıyorum:
içeriden ablamla annemin kavga ettiğini duydum. annem yine kendinden geçmişti ama fazla önemsemedim ne de olsa bir dakika sonra gidip sakinleştirebilirdim alıştım artık. ama baktım ki bağırışlar değişik bir hal aldı dayanamadım kalktım gittim mutfağa. annem penceredeki teli yırtmış ve cama çıkmış. kendini atmak için cama çıkmış. düşünün ki anneniz karşınızda kendisini öldürmek için cama çıkmış. naparsınız? o anda neyi düşünebilir, hangi mantıklı kararı verebilirsiniz? annemi ordan nasıl indirdiğimi hatırlayamıyorum. tek hatırladığım iki saniye sonra anneme sarılmış sakinleştirmeye çalışırken ağlayarak neden diye sorduğum. neden böylesin? aklımı kaybetmek üzere olduğum iğrenç bir an..

ve aklımdaki bir başka düşünce de:

anneannem de hastaydı ve kız kardeşi intihar etmişti. annem hasta ve o da kendini öldürmek istedi ve ben de kendimi öldürmek istedim. bizim ailemiz hasta. nefret ettiğim iki kadın gibiyim ben de. onlara benzemekten o kadar çok korktum ki onlardan biri oldum.
bu düşünceler beni öldürüyor. her gün düşünmekten kafayı yedim iyice.
ve arkadaşlarım..
e.o:
bunlar olurken yanımda olmaya çalıştın belki ama birden de oturup anlatamazdım ki zaten öyle bir vaktim de olmadı. sürekli annemin yanında durdum, evin işleri, yemek falan derken konuşmaya vaktim yoktu. düşünmekten başka hiç bir şeye vaktim yoktu. gergin ve çökmüş bir haldeyim. umutsuzum. anla beni lütfen. özür dilerim ama konuşamıyorum artık. yoruldum, anlatmaya bile halim kalmadı.
cansın:
sen apayrı bir konusun. bencil bencil ve bencilsin. ve ben artık zamanımı böyle çocukça oyunlara ayıramicak kadar yorgunum. neden beni aramadın neden kal demedin neden beni sevdiğini söylemedin.. bunlar ne ki? ne saçmalıyoruz ki? bunları geç artık. eğer birlikte olmak gibi bi düşüncen hala varsa geç bunları. alınmak küsmek bu duyguları geç. benim için bir şey yaptıktan sonra bunun karşılığını beklemeyi geç. sevgi sözcüklerini geç, özledimleri geç, mutlu hayaller kurmayı geç, benimleysen kafanda bugüne kadar oluşturduğun her şeyi at. çünkü benleyken karşına ne geleceği, bunla nasıl başedebileceğin.. hiç biri belli olmaz. eğer istiyorsan "karşılıksız yanımda olmayı" biliceksin sadece. başka hiç bir beklentim yok. senin de olmasın. daha fazla beklentin olmasın. yoksa hayal kırıklığı yaşarsın. bunu istemem, üzülmeni hiç istemem. bunlar bana göre değil dersen de söyle ki boşuna birbirimizi yıpratmayalım. unutkanım ilgisizim duygusuzum olabilir. ama böyleyim işte bunu değiştiremem. özellikle böyle bir durumda her gün senle buluşmaya gelemem. hatta uzun bir süre de gelemeyebilirim onu yalnız bırakamam bu halde. evden her çıktığımda ya şimdi bir şey olur da çocuklar engelleyemezse diye düşünüp duramam. bunları ben seçmedim. böyle bir yaşantım olmasını ben istemedim ama var. biraz anlayışlı olmanı beklerdim. senden yardım etmeni falan da beklemiyorum sadece sana annem iyi değil dediğimde anlayışlı olmanı beklerdim. beni bütün bunları anlatmak zorunda bırakman yerine hazır olduğunda nasıl olsa konuşur diye düşünmeni beklerdim. bu sabah attığın mesajın gözümde hiç bir değeri yok o yüzden cevap vermedim. sana durumu ancak böyle anlatabilirim. dün beni gerçekten üzdün. sanki bunlar benim suçummuş, sanki ben böyle olmasını istermişim gibi bir de senden azar işittim. bana kalırsa amerikaya git dinlen ben de burda bir şeyleri halledebilirim belki ve sonra hala istersen tekrar konuşalım belki o zaman dün sırf sıkıntıdan çıkardığın kavgayı ve en zor zamanımda yanımda olmadığını unuturum.
m.z

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Right Here


Çocuk oturdu, kız da yanına.

Ortada bilinen ve üstesinden gelinmiş bir geçmiş vardı.Geçmişi hatırlayarak gülümsedi kız, arada yapardı bunu,sonra baktı ona hala yanında olduğu için yaptığı onca şeye,kızın kendilerine yaşattığı onca kötü zamana karşın, çocuk yanında olduğu için çok mutluydu.Hala aynı eski şeylere ve yeni şeylere gülebildikleri için, her aradıklarında "birbirleri için orda olduklarını" bildikleri için, kız gülümsüyordu.

Çocuk sigarasını yaktı, buluşacağı bi kızdan bahsetti, kız çocuğa sarılmak istedi o an,birbirleriyle herşeyi konuşabildikleri için, ama yapmadı bunu.Oturdu yerinde öylece gülümsedi sadece, sonra abuk sabuk bi espiri yapıp güldüler.

Bi daha asla onu kırmam dedi kız içinden, isteyerek ya da istemeden ne olursa olsun onu kırmıycam asla.O beni kırsa bile, ben zarar vermiycem.Başka hiçbir erkek için söylemiyceği şeyleri söylüyordu içinden belki ama biliyordu ki hiçbir erkek de böyle değerli değildi onun için.Bu kadar uzun zamandır, bu kadar yanında değildi başka biri.
Ve hepsinden önemlisi hiçbirine böyle güvenmezdi, yanındaydı işte ötesi var mı?
Bi yıl öncesine baktı, şuan hayatımda olmamasına dayanamam dedi.İyi ki burda, iyi ki.
Çocuk sigarasını bitirdi "Hadi içeri girelim." dedi."Tamam" dedi kız."Hadi."
Yanyana içeri girdiler, kız gülümsedi yine,içinden "iyi ki var" dedi "iyi ki."
g.a

24 Ağustos 2010 Salı

Disconnect


Ekildim.

Çok komik ama öyle.Birçok kez buluşalım dedikten sonra beni niye ekti hiç anlamadım ama buluşcağımız gün aramadı ve telefonu kapalıydı.Aslında ben asla aramazdım ama bir anda gideceğim 3 ayrı yer de iptal oldu.Bi tanesinin dans dersi varmış, unutmuş ona gitti, diğerinin kadıköye geçmesi gerekti ve öbürlerinin de erken kalkması... Ve sonuç olarak ben giyinmiş makyajımı ve saçımı yapmış bi şekilde kalakaldım... O yüzden aradım onu.Ve ne kadar şaşırtıcı ki telefonu kapalıydı.

İnsanlar o kadar tuhaf o kadar tuhaf ki, şahsen ben çoğunun deli olduğunu düşünüyorum.
Mesela bi tanesinin ölümüne bana yazmasına rağmen, doğum gününü kutladığım da (çünkü o da benimkini kutlamıştı) diyalog tam olarak şöyleydi

gözde : Doğum günün kutlu olsun :)
çocuk: Sağol kardeşlerin şahı
gözde: kardeş mi?
çocuk: evet kanka :)

Bu ne şimdi? Bu nedir yani biri bana açıklasın lütfen, daha üç gün önce bana yavşamaktan ölen bi insandın noldu şimdi? Kendini ağırdan falan satmayamı karar verdin, eğer öyleyse çok komik.Gerçi her türlü çok komikte neyse.
Ya da gecenin bi vakti cidden endişelendiğim bişey olduğu için mesaj attığım biriyle olan diyalog...

gözde: uyanık mısın?
başka bir çocuk: evet
gözde:napıyosun ben ......'dayım tuvalette arkadaşım çok kötü oldu alkolden kalkamıyo, diğer arkadaşlarımda hesabı ödemeye gittiler.Çok korkuyorum bişey olucak diye
başka bir çocuk:kitap okuyorum.

?! Kitap okuyorum mu? Gerçekten o cümlede ne yaptığını merak ettiğimi mi düşündü yani bu kadar aptal mı, tabi ki değil aklı sıra posta koyuyor, ama o kadar "yazık" ki yaptığı anlatamam.Hergün şükrediyorum böyle bi insan olmadığıma, ne durumda olursa olsun, ne kadar nefret edersem ediyim, her koşulda yardıma ihtiyacı olan birine yardım ederim.Ve benim orda yardıma ihtiyacım vardı.

O diğer çocukla olan diyaloğum da olduğu gibi... (beni gerçekten araması gerekirken aramamıştı ertesi gece saat 2 gibi aradığında ise hiçbirşey yokmuş gibi konuşmaya başladı)

diğer çocuk: kız arkadaşım yanımda çok içti yatıyo yatakta, çok korktum komaya girerse diye, napıcağımı bilmiyorum.
gözde: ben hiç komaya girmedim ama istiyosan hemen öğrenebilirim nasıl anlıycağını?
diğer çocuk: yok düzeldi uyuyor şimdi çıplak yatıyor yatakta

Çıplak?? Kız arkadaş?
Buna rağmen onunla konuştum çünkü buna ihtiyacı vardı ve belki o gece beni görmeye de.Bunu o zaman yaptım ve şimdi olsam yine yaparım çünkü ben böyleyim.Karşımdaki bunu anlar anlamaz o beni pek alakadar etmez.Ben üstüme düşeni yaparım.
Şuan aklıma gelenler bunlar da napıyor yahu bu insanlar diye düşünüyor insan.Hepsini toplayıp uzaya göndersek mesela nasıl olur ki?Güzel olmaz mı, olur bence ki.

Bu aralar bir garibim nasıl olduğumu ben de tam bilmiyorum ama bir tuhaf işte.Hayatımda ilk defa bir erkek arkadaşım olsun istiyorum:S Belli birine karşı bişey hissettiğim için değil, sadece çiftler görüyorum bi böyle iç falan geçiriyorum.Sanırım ben sıkıldım.Herşeyden herkesden biraz sıkıldım.Biliyorum ki olsa ondan daha çok sıkılırdım.Ama insanoğlu işte ne zaman ne isteyeceği belli olmuyor, hiçbirşeyle de yetinmiyor.
Bi de iki gündür sürekli cardigans-communication dinliyorum.Hayatımın özeti galiba :/
Tavsiye ediyorum dünya iyisi bir şarkı.

I need you, you want me
But I don’t know
How to connect, so I disconnect
I disconnect.(L)



g.a


20 Ağustos 2010 Cuma

Please Don't Stay In Touch!


Evet, gördüğünüz gibi resimdeki fıstık benim."i'm done" isimli yazının fotoğrafı gibi, bu da benim fotoğrafım.Güzelim işte yapıcak bişey yok fazla.Biraz da Lilly Allen'a benzemişim bu fotoğrafta, hatta o bile olabilirim.

Tamam bu Lilly Allen, ama benziyoruz.Sadece onun inanılmaz derece tatlı bir yüzü, benimkinden biraz daha güzel bir vücudu (ama az) var.Bir de o kadar tatlı ki insanlar ona şarkı söylerken sarılmak, öpmek,ısırmak falan istiyor, bana ise ayakkabı fırlatmak.Sesimin kötü olmasıyla ilgisi olduğunu düşünmüyorum ama ben, ingiliz aksanım yok ya ondan bence.


" Fuck you, fuck you very, very much
'Cause i hate what you do
And i hate your whole crew
So please don't stay in touch. "


Bence bunlar çok güzel sözler ve tam olarak böyle düşünüyorum.Gerçekten böyle, "FUCK YOU VERY VERY MUCH" diyorum bastırarak.(aksansız söyleyince de aynı anlamı veriyor.)


Hayatımın en rahat dönemlerinden birini yaşıyorum, hiçbi derdim yok ve mutluyum.Bu biraz korkutucu, bişiler olucak bence fena halde.Ama olmasın, lütfen olmasın, her şey iyi gidiyo', lütfen evren bana bi tuzak hazırlamamış olsun.Gerçi en yakın arkadaşlarımdan biri hala benimle konuşmuyor, (daha doğrusu aramıyor) olsa da, ben iyiyim üstüme düşeni yaptım hem de birden fazla kez.Şuan iyi olabilirim, ama bir ara iyi değildim ve o yoktu.Gerçi hala yok ama ben kendim şuan iyiyim.İdare ediyorum.
Ve ayrıca lütfen biri beni görüp, arkadaşına haber vermesin ve o arkadaşı da seni görmüşler hehe diyerek aramasın.Bunun hiçbir anlamı yok , please don't stay in touch! demiştim uzun zaman önce, hem de komik.
Hem şunu farkettim ki,güzel blogumuzun izliycilerinden biri, artık izleyici olmak istememiş.Zaten toplam da üç kişiydi, şimdi iki oldu.Ben blogla ilgisi olduğunu düşünmüyorum bu gidişin mutlaka başka nedenleri vardır.
Bütün bunların dışında omzum tutuldu ve canım çok acıyor.Noterdam'ın kamburu gibi dolaşıyorum.Nalet olsun.

Neyse evrene geri dönücek olursak, akıllı ol iki dakka, normal normal yaşayalım işte.



g.a

17 Ağustos 2010 Salı

Hiçbirşey Hakkında Sıkıcı Bir Hikaye


Öncelikle bilmeniz gereken şey bu hikayenin hiçbir ilginçliği olmayışı.

Sonrasındaki şey ise tekdüze bir şekilde ilerlediğidir.

Bir kız ve bir çiftlik hakkında olan bir hikaye, ne kadar eğlenceli olabilir ki?


Kız sabah içeri giren güneş ışığıyla uyandı, tamamen turuncu renkteki odasının perdeleri güneş ışığının odaya girmesini engelleyemeyecek kadar inceydi.Uyandı ve telefonuna baktı, bütün gece beklediği mesaj geldi mi diye, hayır gelmemişti.Tekrar gözlerini kapadı, açtı, müzik dinledi, o yatakta daha fazla durmaması için hiçbir neden yoktu, uyanıp yataktan çıkmasına neden olucak hiçbir işi yoktu.Elinden geldiğince yatağın içinde oyalandı, yatış pozisyonlarını değiştirdi, tekrar uyuyamadı ve bi süre sonra sıkıldı ve yataktan kalktı.

Üst katta biraz dolandı, biraz da oturma odasında yattı, tavanı izledi, tekrar kalktı, aşağı indi.Bahçeye çıktı, bu sefer de salıncağa yattı, müzik dinledi, içinden ritme uygun bir şekilde dans ettiğini düşündü, bu bir süre boyunca sürdü.Annesinin getirdiği kahvaltıyı etti.Bu sırada cebinden çıkarıp, masaya koyduğu telefonuna mesaj geldiğini farketti.Ama artık, bir önemi yoktu, çünkü geç kalmıştı.Mesaj atan numarayla bir süre tartıştı, bu sırada salıncakta sallanıyordu.En son mesaj atan kişinin söylediklerine o kadar katlanamadı ki, konuşma şekli onu delirtiyordu, belki başka bi şekilde söylese kelimeleri başka türlü seçse, bu şekilde sinirlenmiycekti.Doğru kelime neydi? Evet, söyleyiş tarzı ona fena halde batıyordu.Koşarak üst kata çıktı, nefes nefese bir şekilde bi daha beni arama dedi.

Bahçeye çıktı, salıncağa oturdu, kitap okuyamaya başladı ama aklını kitaba veremiyordu, üstelik aklında hiçbir şey yoktu.Koca bir boşluk.Yine de konsantre olamıyordu, tabi ki olamıyordu her zamanki gibi.Bu hiç geçmeyecek dedi içinden, bununla yaşamak zorundayım.

Odasına çıktı, ertesi gün sınavı olan ve nedensiz yere onunla konuşmayan en yakın arkadaşlarından birine mesaj attı, başarılar dileyen bir mesaj, oysaki ona çok kızgındı.Nedensiz yere böyle davranmasına çok kızmıştı, nolursa olsun ne kadar kırılsa kırılsın o böyle bi mesajı atıyordu yine de, ama en yakın arkadaşlarından biri olarak tabir ettiği o kişi en kötü zamanında onu aramamıştı.Ya da hayatında çok heyecanlı birşey olacağını bile bile, arayıp sormamıştı, sonucunu merak etmemişti.Sen böyle birşey yapmazdın diye düşündü kız.Ama ben bu filmi daha önce gördüm, en kötü zamanında aramayan başka bir en yakın arkadaş, şuan belki araları iyiydi.Ama o zaman ağlayarak onu aradığı sana çok ihtiyacım var! dediği bir günden sonra aranılmayı hakettiğini düşünüyordu.Bunu onlara söylediğindeyse sen sinirlendin herzamanki gibi(!) ve sinirlerine hakim olamadın cevabını alıyordu.Hayır ben sinirlenmedim, siz benim yanımda olmadınız.Bunları düşündü kız.Herneyse dedi, üstüme düşeni yaptım işte.Yatakta biraz yuvarlandı, tekrar kulaklığını kulağına geçirdi.Biraz dans etti.

Aşağı salona indi, dondurma ve cips karışımını yaptı.Tatlı ve tuzlu karışımını oldu olası sevmişti.Zıt kutuplar gibi.Doğu ve batı sentezi gibi.Bir süre daha telefonuyla uğraştı, sonrasında dışarı çıkmak istediyse de annesinin kapıyı kapatmasıyla hatta üstüne demir kapıyı da kapatması sebebiyle bu isteği gerçekleşemedi.

Yukarı çıktı, yine odasında yuvarlandı.Yanında getirdiği bir milyon adet filme baktı, hiçbirini izlemek istemiyordu, film izlemek istemiyordu.Kitabına baktı, biraz daha okudu, dümdüz yattı, tavanı izledi.İncelemeye çalıştı, ama inceliycek hiçbir şey yoktu, özelliği olan bir tavan değilsin diye düşündü.Oturma odasına geçti, dergi okudu, gazete okumak istediyse de bahçede olduğu için gidip alamadı ( çünkü üstüne iki kapı kitlenmişti ).Kapının kitlenme nedenini çözmeye çalıştı, Anne şu kapıyı niye kitledin ki sen? diye sordu annesine ve aldığı cevap içeri kimse girmesin diye'ydi.Ve kız düşündü bir dağ evinde, dış kapısı kapalı olan bir dağ evinde, içeri kim girebilir? Bir sırtlan, bir goril ya da bir fil? Hangisi?

Babasının gelmesiyle, kapı açıldı, ve sonra hadi sahile gidelim diye bir öneriyle geldi adam.Arabaya bindiler, günün biraz daha hızlı geçmesini sağlayan kısım buydu.Yirmi dakikaya yakın sahilde durduktan sonra eve geri döndüler, yemek yediler.

Kız odasına çıktı, böceklerden çok bıkmıştı, biraz internete takıldı, arkadaşlarıyla mesajlaştı, uyuyakalmadan önce, odanın içindeki böceklerden kurtuldu, daha fazla müzik dinlemeden önce aklında hiçbir şeyle uyuyakaldı...



g.a