28 Aralık 2010 Salı

eskiden işte ama baya eskilerden bahsediyorum ben birine aşıktım ama o çok kendi havasında ulaşılmazdı. çocukluk işte platonik bi şekilde severdim kendisini. şimdi yazdığı bir şeyi gördüm. şok oldum. meğer içinde duygu varmış az da olsa. keşke o zamanlar beni sadece öpüşmek için kullanmasaydı.
m.z

bellis perennis (koyungözü)



sana papatya topladım. ne zaman takdim edeyim? ama aslında papatya değil, koyun gözü. olsun kuzum, herkes papatya sanıyor. (Bkz.: Bellis perennis). burada papatya yetişmiyor, bu mevsimde bir de. olsun sen de öyleymiş gibi yap. içinde genç buğday yaprakları da var. gelincik de koyayım mı içine? gülden daha asil bence. ama güzel kokmuyor. olsun. kırmızı gülün iğrenç sıradanlığından çok da iyidir. Chrysanthemum leucanthemum bulmak için biraz geç kaldım. hem onlar sade daha güzel. belki kenarları domates fideleri ile süslenebilir. denerim.
m.z

bugün daha iyi



özgürce yazamıyoruz arkadaş bu nasıl iştir?

Epeydir bu sayfalarda biriken cümle kalabalığının farkındayım. En başında belirttiğim hizmet akdine uymadığını her seferinde görüyordum aslında. Formatın dışına çıkmak bir gün beni deli edecekti, biliyordum. Ve o gün geldi çattı. Radikal kararlar alaraktan bu gerzekliğe bir son vermenin zamanı geldi. Bence.

Özel hayatın gizliliği ilkesi en mühim olanıydı. Ve kimseyi enterese etmeyen olanıydı. Ama boku çıktı. Farkındayım. Alkol aldığımda ne kadar duygusal olduğumu birçok defa görünce artık anladım. Dozaj arttıkça düzeyin de aynı paralelde arttığını fark ettim. Üzerine sabahla karışık uykuya dalınca rüyama giren sersem sayısındaki artış da dikkatimi çekmekte. sıkıldım.

Yazı sırasında ablamın power türk dinlemesi de büyük bir sorun. Çünkü her seferinde hande yener kendi sesinden çıkıp “ben hande yener, şimdi power türk’te ‘sopa’yı dinliyorsunuz.” diyor. Ve sinir katsayım "k" kareye çıkıyor. Buna müteakip zihnim, motor nöronlara kontrolsüz komutlar veriyor, üst ve orta ekstremitelerim sağa sola darbe atıyor (bu cümle öyle bi cümle ki bir kaç sayfalık biyoloji araştırmasının ürünü. kendisinin önünde saygıyla eğiliyorum) Bunların bütün hepsine bir son vermek gerekiyor.

...

biz ne zaman içsek, iç değilizdir aslında.

4-5 günde bir kadim dostlarla buluşmalar mütemadiyen yeryüzünün aptal gerçeklerinden uzaktır. Akreple yelkovan kaç kez öpüşür günde, kimsenin umrunda olmaz. Her örnek sadece kendi evrenine genellenir; bu istatistik biliminin temel prensibidir. Ama bu prensip beyhude bir model olur. Bu kadar ayrı dünyalar nasıl da tek bir evrende toplanır ilginçtir. Aynı lügat, aynı şakalar...ve aynı muhabbetler. ama hep daha güzel.

...

Dikkatimi çeken bir dizi örnekle meşgulüm. bireysel ikbalimizi kurtarmak için yalan diye bir olgu icat etmişiz. Evrimi bu olaya alet etmişiz... Geçen bilim etiği kitabından öğrendim ki, insan metabolizması aslında 250 yıllık ömre sahip. Ve bu günde değil haftada 3 öğün yemekle programlanmış bir mekanizma. Doğru yaşayarak, hep genç kalarak -bu bağlamda, telomer/telomeraz sorunsalına bir çözüm bulduğumuz vakit- 250 yıl yaşayabiliriz. Ölüm sebebimiz ise gayet basit. Oksitlenme! Türkçesini izah edeyim, epeydir üzerine yüklendiğim genetik sonlanma problemini çözsek dahi insan ömrü 250 yıl. Tüm hayallerim yıkılmadı, halen ölümsüzlüğe kanaat getiriyorum ama tabi aynı zamanda oksitlenmenin de önüne bir engel icat etmeliyiz. Bu, geri kalan ömrümde yapılabilir mi? Bilmiyorum. Ama ömür 250 yıla çıksa şundan eminim tüm anlayış, izan ve tümden kültürel faaliyetler değişecektir. Demek ki neymiş, yaptıklarımla ölümsüz olmak istemiyorum, ölümsüz olarak ölümsüz olmak istiyorum.

m.z

25 Aralık 2010 Cumartesi

yazık



her zamanki ezikliğinle senle ilgili bir yazı yazmamı istemiştin. böyle olmasını planlamıodum ama sen kaşındın. bunu çok içten söylüyorum hayatımdaki en en en en büyük pişmanlıksın. neden başladım onu da bilmiyorum ama ben sana yaklaşık 100 beden büyük geliyorum. bunu kendim süper olduğum için söylemiyorum sen eksi katlarda süründüğün için benim normal hallerim bile senin için fazla.
bu kadar rahat durup da bu kadar iftiraya uğradığım bi ilişki hatırlamıorum ben. bir buçuk ay içinde yaptığın saçmalıklar, 5 yaşında çocuk gibi kafandan oyunlar çevirmeler, kendi kendine çıkarımlarda bulunup bunları kanıtlamak adına yaptığın iğrenç davranışlar ve daha aklıma gelmeyen milyonlarca ezikliğin senden nefret etmeme neden oldu. bugün kafanı ve kollarını bedeninden ayırıp küçük parçalara bölmek istedim. hayatımda senin kadar mal bi insan görmedim. üstelik bir çok mal görmeme rağmen. seninki farklı bir şey artık. bak bundan sonrası için bi tavsiye olarak al bunları ve sakın karşına çıkıcak kızı her gün her saat arama ya da mesaj atma. saçma sapan paranoyalara girip şüpheli hareketlerde bulunduğunu söyleme. sürekli her şeyin ne kadar güzel olduğundan ve evlilik hayallerinden bahsetme. artık biraz yaşında davranmayı öğren. insanlara gidip de ilişkin hakkında özel şeyleri anlatma. ailenle ilgili yalanalar uydurma ya da gerçekleri 1000 kat abartma. kendini acındırma. ateşin çıktı diye ezik ezik ilgi bekleme..vb
hayatım boyunca kimse hakkında böyle şeyler söylemedim ama beni çileden çıkardın bugün. bi de yüzsüz bi şekilde kalkıp da gelmene inanamıyorum nasıl bi beyinsizsin de başka bi çocukla takılırken seni çağırabileceğimi düşünebildin merak ediyorum. keşke kafanda kullanabileceğin bi şeyler olsaydı da bunların hiç biri olmasaydı. ama napabiliriz ki senin gibi aptallar olmasa zeki olanların kıymeti bilinmez. bi de hani mesaj attın ya senden nefret ediyorum diye. AHAHAHHAH!!! sanki çok da umrumda. hatta bugün gerçekten benden nefret etmeni istedim. özür dilediğin sırada özellikle. bizim sürekli dalga geçtiğimiz bir takım insanlar var. beyinsiz birer göt olmaları nedeniyle sürekli dalga geçtiklerimiz... artık onlardan birisin. neyse hayatım boyunca hatırlayıp gülmem için bana bu kadar malzeme vermen iyi oldu. sevdiğin bi insandan nasıl nefret edersin bunu da öğrendim. resmen kendinden nefret ettirdin. bunu okuduktan sonra sahile gidip iç ve arkadaşlarından bana mesaj at! o da ayrı bir olay zaten. arkdaşın bana mesaj atıp kafanın bi dünya olduğunu söylüo ama bi saat sonra senle gayet normal bi telefon konuşması yapıyorum. puhahhaha!! saf gibi mi duruyorum senin baktığın yerden. sen çok geriden geliosun. dediğim gibi bir daha mümkünse -ki bence beni takip etmezsen gayet de mümkün olan bir şey- yüzünü görmek istemiyorum. sesini duymak istemiyorum. biliosun ki ufak bi sorun var halledilmesi gereken onu halledelim ve yurtdışına mı taşınıosun artık başka yerlere mi gidiosun napıosan onu yap ama benden uzak dur. al sana yazı.
m.z

24 Aralık 2010 Cuma

yazmak için hiç de uygun bir zaman değil aslında. çok gerginim. çok korkuyorum. birinin beni alıp dünyanın öbür ucuna göndermesini hiç tanımadığım insanların arasına koymasını istiyorum. bunun kötü olmadığı bir yerler mesela. yoruluyorum.
m.z

20 Aralık 2010 Pazartesi

hey you



Bir çok insan bulunduğu ortamlarda kafa dengi insan bulamamaktan, çok az arkadaşı olmasından yakınıyormuş, bunu gördüm. Halbuki kafa dengin insan bulamazsın zaten, sen onun dengi olmaya çalışırsın , o senin... Böyle buluşursunuz bi yerde. Bazen mesafe çok olunca kapanmaz tabi, o zaman da eyvallah demenin vakti geldi demektir dostlar.
Hayat çok ciddi bir şey değil, eğlenin dicem... Küfretcek bazıları. İyi si mi ben önce eğlendiriyim sizi birazdan üzük bi ruhhaliyle birşeyler paylaşırım sizinle. Ya da sadece seninle paylaşırım, sayın sanal alanım. vazgeçtim ben yatıyorum.
m.z

unlike butonu sipariş ettim iki güne gelir




bazı şeyleri yapmam gerek yani kararlar aldım ama yapmaya korkuyorum. bu zavallılıkta yeni bir alt sınıra ulaştım demek oluyor. hayatımdaki insanları guruplandırdım ve iki liste çıktı. çoğu listeye bile giremedi zaten ama girenleri de ikiye ayırdım. A listesi ve B listesi. A listesindeki bir insana B listesindeki bir insandan nasıl bahsedersin ki? onlar ayrılar. tek ortak nokta bir şekilde benle tanışmış olmaları. büyük hata. telafisi var tabi ki ama zor bir süreç sanırım. neyse kararlar aldım ve uygulamayı düşünüyorum. belki yarın sabah uyandığımda o kadar da korkunç görünmezler.
m.z

13 Aralık 2010 Pazartesi

luvidie




aşk bir korsedir. giyince güzel güzel toparlar seni beğenirsin mutlu olursun. sürekli giyersen sıkmaya başlar. verdiği rahatsızlık o kadar fazla olmaya başlar ki atıp kurtulmak istersin. eğer izin verilmezse çıkarmana hiç üzülme sen, zaten kendisi umulmadık bir anda atıverir çıtçıtlarından veya çözülür iplikleri. neler olup bittiğini anlamadan vücudun rahatlar eski haline dönüverir. çıkmışsındır aşktan.
her zaman mı? buna cevabı ben vermiyorum. kendinize sorun bakalım. ama benim sorduktan sonra verdiğim cevabı merak ederseniz.. hayır her zaman böyle olmaz. her gün yeni şeyler öğreniyor insan. bunu kutlamak lazım.
m.z

12 Aralık 2010 Pazar

paranoyak olmam takip edilmediğim anlamına gelmez



yeni uyandım. gece 12de uyandım çünkü erken yatmıştım ve uyandırıldım. evde herkes uyurken uyanınca ya da uyandığımda kimseyi göremeyince kendimi kötü hissediyorum. yalnız yaşamak istediğini söyleyen birine göre pek de mantıklı değil sanırım.
demek how i met your mother barı..:D bunu söyleyen çocuk bana artık o kadar da iyi davranmıyor. ama bu durumdan pek de bi şikayetim yok. yani çıkıp ayrıldığım kimse bugüne kadar iyi davranmadı bana. hani belkiii çok zorlarsak o kadar insan içinden bi iki istisna olabilir. neyse canımı sıkmak için bundan çok daha fazlası gerekir. neden yazmadım uzun zamandır? neden şimdi yazmaya karar verdim? ben soruları cevaplamada uzman kişi değilim. ama g.a o kadar yazmış ben hiç yazmamışım olmadı şimdi. onu yalnız bırakamam...
bugün yine gariptim. nasıl davranmam gerektiğini gayet iyi biliyorum ama yapamıyorum! bu aynı sözcüklerin ağzımızdan çıkamaması gibi bir şey. söylenmesi gerekenler hazır ama çıkmıo işte ses tellerimi almışlar gibi. sarılmak yerine itmem de aynı buna benziyor. yapamıyorum. insanlara iyi davranamıyorum. bana da iyi davranılmasını sevmiyorum, kimse de öyle bi modda değil zaten. değişik gelio iyi davranışlar garip işte yolda yeşil bir adamın yürümesini görmek ne kadar garipse o kadar garip. iyilikler görünce hemen "bitsin" diyorum yoksa sevgimi nasıl saklarım ki? kötülükler olursa arkasında kalır kimse tarafından sorgulanmaz ama her şey güzel olursa saklayamam işte. ben biriyle yaşayamam. imkansız olur bu. gündüz "ne uğraşıcam senle" gece "gitme" olurdu. başlarda bambaşka bir dünya yaratıyorum içine sadece iki kişi alabilen. sonra o dünyayı sıradan bir yer haline getiriyorum çaktırmadan. üç kişi.. dört kişi.. hatta bir çok kişi alabilio. aslında almaması gerekir. aslında gündüz ve gecenin aynı olması ve benim de delirmemem gerekir.
not: uyandıran insan -o kendisini biliyo- yazılanları üstüne alma!
m.z

11 Aralık 2010 Cumartesi

Patron :)


sheriff'in ilk açıldığı zamanı hatırlıyor musun m.z?
sen ben e.o h.g giderdik hep birlikte.
h.g hep how i met your mother barı derdi oraya :)
ilk açıldığı zaman bayılmıştım, hala seviyorum.
ama artık gitmiyoruz.
aklıma geldi gece gece, sanırım orda hiç kötü anım yok :)
geçen yılın sürekli birlikte olduğumuz kısmını özledim.
hatta o kadar çok özledim ki ancak o kadar olur.

g.a

Holly g.a


gözleri benimkine benzeyen biri olacak hep yanımda.
:)
g.a

Kızıl Saclarım Olacak


aşkı yazıyodum, çünkü o tutuyodu. ne kadar fake olursa olsun hikayeler için gercek insanlara ihtiyacım var. sürekli kendimi anlatıyorum ama anlatmakla bitmiyor bi türlü.(megolamanlık)en güzel isim gözde.
nick cave- o'children dinleyin. gözde bunu beğendi.
janet fich-siyaha boya okuyun. gözde bunu beğendi. üslubunu ve melankolisini taklit etmeye çalıştım çalışıyorum ama olmuyor.
bazen ne düşünüyorum biliyor musunuz?
ben bilmiyorum
bebe gibi.
g.a

6 Aralık 2010 Pazartesi

gereksiz

Saç düzleştiriciyle yanağımı yaktım canım acıyor.
Boynumda küçük izler var canımı acıtıyor.
Bazen bişeyler hatırlıyorum, ama gerçek olup olmadığından emin olamıyorum.Kendi kurduğum düşündüğüm şeyler mi, gördüğüm rüyalar mı, yoksa gerçekten yaşanan şeyler mi bilemiyorum.
Yanımda biri varken gözlerimi kapadığımda aynı kişiyi görüyorum, yanımda başka biri varken gözlerimi kapadığımda yine o gördüğüm kişiyi görüyorum.
Bazen o kadar belli ki, bu kadar belli olması canımı sıkıyor.
Bi kendimi düşünüyorum, bi başkalarını düşünüyorum.Sürekli oturduğum yatağımı, telefon konuşmalarımı, ince parmakları, zamanın ne çabuk geçtiğini, insanların ne kadar çabuk değiştiğini, teknolojinin ilerlemesini, önemsiz dediğim şeylerin ne kadar önemli olduğunu, bi şarkıyı beşyüzkez dinlemenin verdiği dayanılmaz hazzı,durmak bilmez enerjisini, son sarılmaları.
İçimdeki o üşümeyi ve en çok tanıdığıma emin olduğum birini her seferinde yeniden tanımamı düşünüyorum.
Sürekli düşünüyorum, boynuma gidiyor elim...
canım acıyor.

g.a

5 Aralık 2010 Pazar

2 Aralık 2010 Perşembe

...


:)
g.a

özetle bir gün




- hayatımda var olan sesleri gözden geçirdim:
yağmur yağarken çıkan ses, işerken çıkan ses, bulaşık köpüğü sesi.
hayatımın özeti bu sesler.
- tanrım bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirme gücü, değiştiremeyeceklerimi kabullenme gücü ve bu ikisi arasındaki farkı anlayabilme gücü ver
- günler bazen çok "bazen" geçiyor. sıkılıyorum
- herkes birbirinin arkasından konuşuyor. bu çok canımı sıkıyor. sinirlenip etrafı yumrukluyorum. elim acıyor.
m.z

yok yere




ortalardayım...
ortalar güzel.
geçen bi şarkı dinledim. hani bazı şarkılarda olur ya
Göğsün aşağılarında, midenin yukarısına bir şey oturur. Arkadaş çevresinde bu şey ''öküz'' olarak da tanımlanabilir.
Ama kendi başımızayken çok başka tariflere sokarız o hissi.
Göğsün aşağısını, midenin yukarısını yakan şey. Şarkı başladığı sırada oradadır, şarkı devam ederken de.. Önce tatlı bir yanma olur, sonra sanki kasıklarınıza geçip, bacaklarınıza doğru yol alır.

Artık tüyleriniz diken diken olmuştur ve az sonra elleriniz istemsizce titremeye başlayacaktır. Tam o an boğazınız düğümlenir. Ve hafif kızarmış gözlerinizden ellerinize bir damla düşer.
Ve artık o his geçmiştir. Başka şarkıda tekrar gelecektir.

Tabi her zaman bu tanıma uymaz bu his. Değişkendir, herkes gibi asi ruhludur biraz. Kalıplara sığmaz.

Mesela bazen şarkının giriş melodisini duyar duymaz ağlamaya başlarsınız. Ağlarsınız, ağlarsınız, ağlarsınız.. O his siz ağladıkça sürer. Ya müzik sustuğunda ya da ağlamayı kestiğinizde son bulur.
Üzerine derin bir nefes çekersiniz. Hissedersiniz aslında gitmemiş, nefesinizle ortalarda bir yerlerde sıkışıp, kalmıştır.

Ama nefes verdiğiniz vakit artık bitmiştir.
şarkı beyninizde yankılanmaya son verir.
ağlamanız biter.
nefesiniz yiter.
ve o his gider.
gitti.
m.z